
ŞECAATTİN ZENGİNOĞLU
Araştırmacı Gazeteci-Yazar-Şair,Kültür Bakanlığı İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Merkezi (İlesam ) Asil Üyesi.
Emekli Üst Yönetim Bürokratı(Başbakanlık eski Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri)
İzmir Atatürkçü Aydınlar ve Sivil Toplum Kuruluşları Ulusal Birlik Platformu Başkanı
Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı
Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları Hizmet Derneği Dnt. Kurul Başkanı(eski başkan.)
WEB SİTESİ
DOĞUM YERİM VE ÇOCUKLUK HAYATIM
Doğu Karadeniz’in doğa harikası Artvin İli Şavşat İlçesine bağlı bulunan “Şenköy” de 12.12.1942 yılında doğdum. Nüfus kaydına göre doğum tarihim 1941 olarak yazılı olması na karşın esas doğumum tarihim 1942 dir.
Şenköy ,Çoraklı Köyünden ayrılma genç bir orman içi köyü’dur.
Ortaokulda öğrenci olduğum yıllarda “Çoraklı Köyünden” ayrılarak müstakil köy olma statüsünü kazandı.
Halkı son derece şen,neşeli ve şakacı olduğu için adına “Şenköy” adı verildi.
Şenköy ,Doğu tarafında orman ve çeşitli ağaçların yer aldığı meralar,tarla ve çayırlarla,Kuzey tarafında “cunta tepesi” adlı bir dağ silsilesi, İşgal yıllarından kalma kilise ve şatolarla,Batısında Çoraklı ve Şalcı Köyleri,Güney tarafında Atalar ve Saylıca Köyleri yer almaktadır.Köyde Arpa,Buğday,Mısır,Çavdar,Patates yetiştirilir.Her türlü meyve vardır.
Fındık,Kızılcık,Dut,Kiraz,Elma,Armut,erik,Ayva ,Ceviz yetiştirilen başlıca meyve ağaçları nın başında yer almaktadır.
Şenköy,toplam 6 mahalleden meydana gelmiştir.2 mahallesi köyden uzakta yer almaktadır.Bu 2 mahalle ormanlık ve ekilen,biçilen tenha arazilerde yer almaktadır.Bunlar “Matigil ve Kuşolar “ adıyla anılan mezra niteliğinde olan küçük mahallelerdir.Diğer mahalleleri “Şavta, Havt,Opotav ve Roklar” adını taşımaktadırlar.Kar yağdığında bu mahalle ler arasında günlerce ulaşım kesilebiliyor.Yollar karlarla kapatılıyor.
Şenköy’ün en kalabalık ailesi “Roklar” adı ile anılan bizim ailedir.Aile Soyadımız” Zengin”dir.Ben Mahkeme kararı ile “oğlu” sözcüğünü ekleterek soy adım’ı “zenginoğlu” olarak tescil ettirdim. Zira öğrencilik yıllarımdan itibaren hep” zenginoğlu” imzasını ve soyadını kullanıyordum. Ve sonuçta bu soyadı aldım.
“Roklar familyası “ köyde yaklaşık 50 hane kadardır.Sayısal olarak 500 kişinin üzerinde nüfusa sahip bulunmaktadır.”Roklar ailenin” yoğun olarak yerleştikleri Bursa, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer illere yerleşen aile ve bireyleri de bu rakama eklenirse “Roklar’ın nüfusu “ 1000 rakamını öteye aşar.
Ben “Roklar” ailesinden “Mustafa Zengin’in” en büyük oğluyum. Benden başka bir erkek üç kız kardeşim vardır.Erkek kardeşim Selahattin Zengin emekli Tekel Müdürü olup Şenköy de ,Üç kız kardeşim de Bursa da yaşamlarını sürdürmektedirler.
1Nisan 1978 yılında 63 yaşlarında iken zamansız olarak vefat eden “Hacı Rok Mustafa Çavuş adı ile maruf” Babam” Mustafa Zengin” daha çok yol,köprü ,içme suyu yapımı gibi işlerle iştigal eder,ekseriyetle büyük müteahhitlik firmalarının taşeronluk işlerini yapardı.Çok çalışkan,aktif bir insandı.Bu nedenle ev,arazi ve hayvan bakım ve besleme işlerini annemle ben yapardık.
Bizde Köylüler gibi,çiftçilikle, hayvancılıkla geçimimizi sağlardık.Babamın kazandığı parayla arazi alırdık.Şeker,Tuz,giyecek,ilaç gibi ihtiyaç maddelerini sağlardık.
Dedem çok varlıklı olmasına karşın, Babam annemi kaçırmak suretiyle evlendiği için dedem babama arazi,ev,hayvan vermemişti.
Babam çalışarak çok büyük ölçeklerde arazi aldı.İki katlı bir ev yaptı.Şu anda erkek kardeşim Selahattin Zengin’in kullanım ve tasarrufunda olan arazilerimiz,köyün en büyük ve en verimli arazilerini teşkil etmektedir.Bizim orada köylü ; şeker,tuz,giyecek ve tekel maddeleri dışında kalan tüm gereksinimlerini kendi yetiştirdiği ürünlerden ve besledikleri küçük ve büyükbaş hayvanların satışlarından elde edilen paralarla sağlarlar.
Bir orman içi Köyü olan” Şenköy” yakacak ve kışın ısınma gereksinimini orman ağaçlarından sağlamaktadır.Yakın zamana dek ulaşım ve yük taşıma aracı olarak “at,katır” kullanılırdı.Arazi işlerinde de keza yakın zamana dek taşıma ve tarla sürme işleri kağnı arabası ve karasabanla veya öküzle rin çektiği pulluklarla sağlanırdı.Ben at sırtında veya kağnı ile “ arpa,buğday,çavdar,mısır”ı değirmende öğüterek un yatım. Tarla sürdüm. Kağnı ile ot ve odun taşıdım.
Bu işleri yaptığımda 9-10 yaşlarındaydım. Tabii ki bu zorlu maraton 1960 yılına değin sürdü. Lise öğrenimine başladıktan sonra artık bu kabil işlerden uzak kalmaya başladım. Zira diğer kardeşlerim benden boşalan nöbeti devir almışlardı.
Yakın tarihe dek,köyler aydınlanma gereksinimi petrol lambalarıyla giderirlerdi. Şimdi elektrik geldi. Yollar yapıldı ve köylere geç de olsa uygarlığın nimetlerine kavuştular.
Benim çocukluk dönemimde maalesef bunların hiçbirisi yoktu.
Biz Çocukken dünyayı,köyümüz ve komşu köyler ve yaylalarımızın boyutu kadar biliyorduk.O’ndan ötesini bilecek veya görecek boyutta bir ufuk zenginliğimiz yoktu.
99 hatta 115 yaşına değin yaşayan bir çok köylü bu yaşına rağmen eğer mahkemelik bir işi olmamışsa kasabayı bile görmeden ölüp gitmekteydi. Tabii bu sözüm bayanlar için. Çünkü erkekler askerlik görevi nedeni ile köyden çıkıp etrafı görme ve tanıma şansına sahiplerdi. Ancak kadınlarda bu şans maalesef yok denecek kadar azdı.
Anne ve babamızın vereceği işten arta kalan zamanlarımızda saklambaç, körebe, mila , birdurbir,çota,kojo,adlı oyunlar oynardık.En güzel oyuncaklarımız, kendimizin çakı ve keser kullanarak tahtadan yaptığımız oyuncaklar ile kışın kaydığımız kızaklardı. Başka türlü bir oyuncağımız hiç olmadı.
O zaman yaşayamadığım çocukluğumu bugün kendi çocuklarımda ve torunlarımda yaşamak tayım. Onların her istediklerini aldım ve almaktayım.Bilhassa oyuncak ve giyecek konusunda onlara hiç itiraz etmedim ve etmiyorum. Ne istedilerse olanaklarım ölçüsünde,hatta olanakla rımı bile zorlayarak ucuz, pahalı demeden hepsini almaya özen gösterdim ve gösteriyorum. Çünkü onun acısını, burukluğunu, ezikliğini çok çektim . Bu nedenle çocuklarımın ve torunlarımın isteklerini karşılamayı en büyük ödev ve görev olarak algılamaktayım.
Çok geniş bilgi birikimim ve anılarım olmasına karşın, hafızamda bana oyuncak alan,istediğimi alıp giydiren bir yakınımın veya bir şahsın olmamasının eksikliğini 65 yaşım da bile hala hissediyor ve yaşıyorum.Bu nedenle onların her istediğini yerine getirmeye özen gösteriyorum.Doğrusunun da bu olduğuna inanıyorum.
Yeniden Köy hayatımızdan söz etmeye dönecek olursak şunları söyleyebiliriz;
En iyi atı,en iyi öküzler,en iyi inek ve koyunları olan köyün en ileri geleni sayılıyordu. Hele-hele biraz da kendine yetesiye arazisi varsa o aile, köyün en itibarlı aileleri grubunda yer alıyordu.
Sonraları, ölçütlere eğitim öğretim faktörü eklendi. Evin de öğretmenlik tahsili yapmış veya yüksek öğrenim görmüş birisi varsa o aile itibar görmeye başladı. Bu kez birbirleriyle yarışmak için herkes çocuklarını okutmaya yöneldi.
Köylü, okuyanı, öğrenciyi, tahsilli olanı çok seviyordu. Adeta bu gibi insanlara herkes bağrını açıyordu.Bu nedenledir ki, Artvin- Şavşat ilçesinde tüm köylerin de öğretmen okulu,yüksek okul,fakülte yani ön lisans seviyesinde eğitim öğretim görmemiş bir aile nerdeyse kalmamıştır. Bu olgu artık yüksek lisans, doktora seviyesine çekilmiş ve bu ölçekte gelişme sürecine girilmiştir.En az öğrenim Lise ve sanat okulu veya öğretmen lisesi,meslek liseleri seviyesindedir.
Bu nedenle de bu gün ülkemizin her köşesinde, her kurum ve sektörde, hemen-hemen her derecede Artvin-Şavşatlı veya Artvin ilinin diğer ilçelerine mensup insan kaynaklarına hiçte küçümsenmeyecek oranlarda rastlanmak mümkün olmaktadır..
Ailem arazi ve hayvan sayısı bakımından varlıklıydı. Gazyağı ,Tuz, Şeker, Çay, Kahve ile giyim dışında hiçbir şeyi dışarıdan almazdı.Aile olarak büyük-küçük hepimiz çalışır iş yapardık. Küçükler kuzu otlatır,biraz büyükler koyun ve sığır güder, aile büyükleri de tarla ve çayır,bağ ve bahçe işlerinde çalışırlardı.Bende bu süreçleri yaşadım.
Çocukluk süreçlerimi anımsadığımda, sekiz yaşına kadar çektiğim mesane taşının verdiği dayanılmaz acıları nedeniyle çığlıklarla ağlayışımın yankılarını, babamın beni bir kum kamyonu üzerinde Artvin Devlet Hastanesine götürerek “op.Dr.Kemal Bey “adlı bir doktora ameliyat ettirdiğini, daha ameliyat yeri iyi olmadan taburcu edilerek yine bir kamyon yükü üzerinde Şavşat’a,oradan da babamın sırtında 27 km lik yolu kat ederek köye gittiğimizi daha dün gibi aynı tazeliği ile hatırlıyor ve yaşıyorum..
Yaramın pansumanını hastanede öğrendiğim kadarıyla kendim yapıyordum.Ameliyat yarası tam kapanacaktı ki, evin yanında ki elma ağacında kuş yuvasından gelen yavru kuşları sesleri nedeni ile ağaca çıktım.Ve ayağımın kayması sonucunda yere düştüm ve ameliyat yerim yeniden açıldı.Korkunç bir kanama oldu. Annem korkusundan çığlıklarla ağlıyordu.Bu anı hiç unutamıyorum.Bende çok korktum. Çünkü yaram kanama yapmıştı.
2-İLKOKUL’a BAŞLIYORUM
Ameliyat yeri kapanınca İlkokula yazıldım.Bu ameliyat nedeni ile İlkokula 8,5 yaşlarında iken başladım.Zaten hastalık nedeni ile de pek gelişememiştim.Okulunda en küçük ve en cılız öğrencisi idim.Fakat ikinci sınıftan itibaren toparladım ve bende okulda arkadaşla rımla oynamaya başladım. İlk yıl ameliyat yerimin acıması nedeni ile arkadaşlarımla oynaya- mıyordum. Oyunlardan,itişmek-kakışmaktan uzak duruyordum. Çünkü; acı duyuyor ve yeniden açılmasından korkuyordum.
İlkokul Çoraklı Köyünde idi. Bizim evle arası yaklaşık 4 kilometre kadardı. Kış aylarında tahtadan yapılma çantama kızak gibi binerek,kaymak suretiyle yarı yolu kat ederim. Geriye dönüş dik olduğu için zorluk çekerdim.Kar yağınca yollar kapanırdı.Yol açılmadan okula gidemezdik.Çamur ve yağmurlarda çektiğim sıkıntıyı daha dün gibi anımsıyorum.
Bizim zamanımızda ilkokul 5 yıl süreli idi.Son sınıf bitirme sınavları vardı.Tüm dersleri pekiyi de olsa bitirme sınavlarında başarılı olamayan sınıf geçemez ve okulu bitiremezdi.
Bitirme sınavları sırasında sağ ayağıma inşaat çivisi battı. Alttan girdi,üstten çıktı. Ayağımın o acıları arasında sınavlara nasıl girip-çıktığımı dahi bilmiyorum. Çok ıstırap çektim. Okulu yinede başarı ile bitirdim.
İlkokuldan sonra öğretmen okulu sınavlarına girerek yatılı okumayı düşündüm. Çünkü tüm arkadaşlarım aynı yolu tercih etmişlerdi. Ama içimden kendisine karşı sıcak hisler beslediğim kız arkadaşım ”sende mi öğretmen olmak istiyorsun? öfff.!”dedi.
Bu söz üzerine bu düşüncemden vaz geçtim
Ortaokul’a kayıt olmaya karar verdim. Ancak bu karar vermenin rizikoları de vardı.
O’ rizikolarda en başta ekonomik meseleler idi. Çünkü ilçede ev kiralanacaktı. Yeme içme derken her ay ve her yıl köy koşullarına göre aile bütçesine hiçte küçümsenemeyecek bir yük getirecekti.Bu giderleri aşağıya çekebilmek için hafta sonları ve tatillerde köye gelerek, köyden yiyecekleri kasabaya taşımak gerekiyordu. Köyle şehir arası,yani ortaokulun bulun duğu Şavşat ilçe merkezi 27 kilometre idi. 12-13 yaşlarında bir çocuğun 27 kilometre mesa feyi, haftalık yiyeceği sırtında yolculuk yaptığını düşünürseniz işin zorluğunu anlarsınız sanırım!
Bütün bunların yanında bir zorluk daha vardı.O da” köy geleneğine göre ortaokula gitmeden eski Türkçeyi,yani Kuran-i Kerimi okumayı öğrenmek, hatim indirmek zorunlu luğu” idi. Kuran’ı okumayı öğrenmeden ailemin beni ortaokula göndermesi olası değildi.Bu nedenle zaman kayıp etmeden ilkokulu bitirir-bitirmez derhal Çoraklı Köyü Camii medrese sine yazıldım. O zaman bizim köy çoraklı köyüne bağlı idi. Amcam’ın da yardımı ile gece gündüz çalışarak 2 ayda 32 cüzü okuyarak “hatim “indirdim.Yani Kuran-ı Kerim’i okuma yı öğrenerek bu engeli aşmayı başardım.
3- ŞAVŞAT ORTA OKULU’na KAYIT OLUYORUM
Anne ve Babamı da ikna ederek Şavşat ortaokuluna kaydımı yaptırdım.4 arkadaş eski bir binanın giriş katında yer alan tek odayı kiralayarak okula başladık. Köye giderek yiyeceğimizi getiremediğimiz zamanlar fırından ekmek alarak zeytin, helva ,peynir,çay gibi bir-iki kalem yiyeceği katık ederek idare etme yollarını tercih ettik. Sonra tek odalı bir yer kiralayarak tek başıma kalmak zorunda kaldım.Çünkü sohbetten, gürültüden ders çalışamıyordum.
Yağmur yağınca şehir elektriği kesilirdi. Petrol lambası ile ders çalışırdık. Gaz yağı alamadığımız da mum ışığında ödevlerimizi yapardık. Pantolonlarımı da yatağın altına koyarak ütülenmesini sağlardım. En beceremediğim iş çamaşır yıkamaktı.
Okul dönemini böyle devam ederken yaz aylarında da köyde tarlalarda çalışarak aileme yardımcı oluyordum.
Bir yandan da çok sevdiğim Edebiyat öğretmenim ünlü yazar Fakir (Tahir) Baykurt’un verdiği ödevler nedeni ile köyde derleme çalışmaları yapıyordum.
Kompozisyonu iyi olan arkadaşlara ödev vermişti” köyünüzde meydana gelmiş olan enteresan olayları yazın” diye görevlendirilmiştik. Bir yandan da köyde bunları yazıyordum. Nitekim, Fakir BAYKURT Hocam’ın bizim öğretmenimiz olduğu zaman yazdığı ve bizim yöreye ait olan “Efkar Tepesi” adlı kitapta yer alan “Kaplıca’nın camları,Katı su,Kör Bıçak “ adlı hikayeler benim köyüme aittir ve benim yazdığım kompozisyon ödevlerinin hikayelendirilmiş şeklidir.
Ben de Şavşat Ortaokulu’nda 1958 yılında “Işık “ adlı duvar gazetesi yayınlamaya başlamıştım. Bu benim gazeteciliğe ilk adım atışımın temel taşıdır.Ben “Hukukçu”olmayı düşlerken,Edebiyat öğretmenim Fakir Baykurt ile olan yakın ilişkilerim, ona beslediğim sevgi nedeni ile basın-yayın , fikir ,düşünce yolu ile ülke ve ulusuma hizmet etme yolunu seçmiş oldum. Temel etken, öğretmenim ve köyde ve çevrede yaşadıklarımın toplum, Kamu oyu ve ülke nezdinde mücadele edilerek çözümlenebilmeleri yolunda çalışmak koşuluyla,o yörenin bir evladı olarak halkımıza yararlı olabilmenin ideale dönüşen sevdası ve kararlılığı idi.Bu doğrultuda yaşama ve bir mücadele bayrağı açma fikriyatı ve kararlılığı idi..
Şavşat Ortaokulunu 1960 yılında bitirdim. O yıl babamın işleri iyi gitmediği için Liseye devam edemedim. Köyde ticaret işleriyle uğraştım. Şehirden veresiye aldığım kumaş ve giysileri köye getirerek sattım. Onlardan elde ettiğim kar paraları ile 1961 yılında Artvin Lisesine kaydımı yaptırdım.
4- LİSE ÖĞRENİMİNE BAŞLIYORUM
Vilayet merkezinde ikamet eden ve köylümüz ve uzaktan da akrabamız olan “İlhan KUŞ”adlı hemşehrimin Kayınpederine ait apartmanın giriş katında bir odayı 3 arkadaş kiraladık.
Tesadüfen Lisede ki Edebiyat öğretmenim Mehmet Ali Zeybek de aynı binanın en üst katında kiracıymış. Birde kardeşi vardı.Adı, Selahattin Zeybek. O’ ada bizimle aynı lisede öğrenciydi.
Kösele ayakkabıyı şık takım elbiseyi il kez Lise öğrencisi iken giydim. Ondan önceki süreçlerde ne bulursak giyerdik. Fakat Lise öğrencisi olunca Babam kesenin ağzını açtı ve gayet şık,düzgün kıyafetle okul hayatıma devam ettim.Zaten kendim de para biriktirmiştim.
Kısa sürede şehre,çevreye intibak ettim. Edebiyat öğretmenimin de dikkatlerini çekmeye başladım.Edebiyat öğretmenim Mehmet Ali Zeybek’in de teşvikleriyle yerel gazete-
Lerle temasa geçtim.Şehir hayatını inceleyince yaşam koşullarının çarpıklığını, adaletsizliği, bir şeylerin yanlış gittiğini daha o zamanki kapasitemle hemen gördüm.Zira çok rahat ve köy koşullarına göre çok gelişmiş hayat standartlarında yaşayan şehirliye karşın,şehirlinin tüm yeme,içme,beslenme gereksinimlerini karşılayan köylü zorluklar içerisinde çile çekerek yaşı yordu. Burada bir sosyal dengesizlik, uygulamada ve yerleşik nizam ve intizamda yanlışlık ve haksızlıklar vardı. Bunlar benim körpe dimağımı meşgul ediyor ve beni kamçılıyordu. Ama ne gelirdi ki elimden? Gencecik bir Lise öğrenci siydim. Fakat hırsla yarınlara bakıyor ve bu sorunları çözebilmek için her türlü mücadeleye taliptim.
İlk kez, ” Serhat Artvin “ Gazetesi’ne gittim.Sahibi” Rıdvan Şengün” ile tanıştım. Çok iyi karşıladı.Yüzü gülen,babacan iyi bir şahsiyetti. Bundan da cesaret alarak yazdığım güncel şiirlerim ve yerel konulara ilişkin yazı ve haberlerim”Artvin’in Sesi Gazetesinde” yayınlanmaya başladı.Bunu röportajlarım izledi.Diğer gazetelerle de tanışıp dost oldum. Artvin’in sesi,Hür Çoruh,Demokrat Çoruh Gazetelerinde de şiir ve yazılarım yayınlanarak benim gazetecilik hayatım mahalli ölçekte başlamış oldu.
Sınıfta Mümessildim.Okul Muaşeret Kolu başkanı seçildim.Yeşilay Cemiyeti
Artvin Mümessili oldum. Çocuk Esirgeme Kurumu Artvin şubesinde faal görev aldım. Kızılay Derneğine üye oldum.Sanki sosyal ve toplumsal konulara ilişkin çalışmalar için doyumsuz bir açlık vardı bende.24 saatlık zamanın tümünü bu kabil çalışmalara sarf etmek istiyordum.Bu bir hırs mıydı. Yok sa hudutsuz bir insan sevgisi miydi? Vatan ve hizmet aşkı mıydı?bilemiyorum!Ancak şimdilerde anlıyorum ki, kişiliğime hakim olan hudutsuz vatan ve millet aşkı bende yaratılıştan itibaren vardı. Zira o gencecik yaşlarda çok büyük bir hırs ve azimle beni bu yoğun faaliyetlere sürükleyen ruh bugün sahip olduğum “vatan ve milliyet aşkı ve ülküsü” ruhu aynen örtüşüyor.Ulu Önder Yüce Atatürk’e olan aşk ve bağımlılığımda bu ruhtan kaynaklanıyor. Çünkü can pahasına sevdalı olduğum vatan ve Ulusumuzu bize bahşeden, kazandıran,koruyan,kurtaran ve yücelten Ulu Önder Yüce Atatürk ve onun ilkeleri, Ülküsü, Fikir ve düşünceleri yolunda her şeyimi adamıştım.
Artvin de okul idaresinin ve vilayet ileri gelenlerinin,Mülki idarenin dikkatlerini çekmeye başladım.Boş bir dakika vaktim yok.Üstelik matbaacılığı öğrenmeye karar verdim. Ve boş kalabildiğim saatlerde de Matbaaya giderek kumpasla yazı diziyordum. Hurufat kasasını, yazıların provaya çekilmesini, çember bağlamasını, makinenin kazanına çemberi yerleştirmesini ve baskı yapmayı,forsayı,mizantereyi,vizoyu,takatukayı kullanmayı,prova almayı,tashih yapmayı,kağıtların gramajlarını,matbaa mürekkeplerini, boya karışımı ile renk elde etmeyi öğreniyordum. Ve bir yıl içerisinde de bunları öğrendim.
Artvin merkezde tüccar olan ve çok sevilen” İsmet Karahan” adlı bir büyüğümüz bana “fırtına” adını verdi. Foto İlhan Gök Yiğit, Gazeteci Aytekin Halvaşı,Tüccar Cevdet Demir, Süleyman Yıldırım gibi ileri gelenler beni açıktan destekler duruma girdiler. Zira yazdığım yazılarla bazı çevreleri, hatta bazı öğretmenleri rahatsız etmeye başlamıştım.
Öğrenimimin 2. yılı sonlarına doğru “ İsmet Karahan” amca bana”-fırtına,sana bir matbaa kuralım.Ben kefil olayım,sana kredi alalım,sen bu işi yürütürsün hem de hepsinden daha iyi faydalı olursun,borcunu da rahatlıkla ödersin” dedi.
Bu söz beni çok heyecanlandırmış ve cesaretlendirmişti.Bu söz üzerine Esnaf ve Kefalet odasına gittim. Orada bana kayıt ve kredi baş vurusu için formlar verdiler.Bende Matbaanın ve yayınlayacağım gazetenin adına “fırtına” ismini koyarak formları doldurarak ilgili memura verdim.İsmet Karahan kefalet senetlerini imzaladı ve kredim hazır hale geldi. . Bu sıralarda Artvin’e gelen Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosundan Sit Arif Terzioğlu ile tanıştım. Sait Arif Terzioğlu çalışmalarımı beğendi ve bana Cumhuriyet Gazetesinin Artvin Muhabirliğini sağladı.
Artık bir matbaa kurma hazırlığı içindeydim. Ve satılık matbaa aramaya başladım. Ankara da devren bir matbaanın satılık olduğunu Hürriyet Gazetesi ilan sayfasında okudum Nasıl olsa Sait Arif Terzioğlu’nu da tanıyordum .Bu düşünceden de cesaret alarak Ankara’ya giderek satılık olan matbaayı görmeye karar verdim.
Transistorlu bir radyom vardı. Radyomu,kol satımı sattım. Cebimdeki harçlık parama ekleyerek 1963 yılı Eylül ayı başlarında Ankara’ya hareket ettim.
5- ANKARA’YA HAREKETİM VE YENİ BİR SÜRECİNİN BAŞLAMASI
Güneş’in Karadeniz ufuklarında “ altından bir top” gibi parıl-parıl parlamaya başla dığı bir vakitte, deniz kıyısında yer alan Hopa ve Arhavi ilçelerimizin Karadeniz kıyı boyu devam eden kara yolunda Ankara’ya doğru yol alırken ben Karadenizi ve üzerinde yol alan gemileri,yalpa yapan teknelerini hayranlıklarla izliyordum.
Bir acı gerçekle daha yüzleşiyordum bu hayranlıklar arasında. O gerçekte şuydu:
Bu yörenin çocuğu olmama karşın binlerce Artvinli gibi bende denizi ve birbirin den güzel bu iki ilçelerimizi ilk kez görüyordum. Çok üzüldüm. Kendimi ve içinde yer aldığımız koşulları hep yargılayarak yoluma devam ettim.Zira Hopa ve Arhavi doğa harikası, eşsiz,benzersiz güzelliklere sahip muhteşem ilçelerimiz…
Rize’den hava karardığı zaman geçtik. Trabzon da otobüs mola verdi.Burası bir başka güzellik taşıyan tarihi bir şehirdi. Mola süresince şehri,şehirden Karadeniz’i izledim.
Otuz dakikalık bir moladan sonra muavin yolcuların yerlerini almasını anons etti.Bende” Fatih Parkı’nı” bu kısa sürede ziyaret ederek otobüse dönmüştüm. Otobüsteki yerlerimizi alarak Ulusoy Firmasının usta kaptanlarının yönetiminde Ankara’ya doğru yol almaya devam ettik.Giresun,Ordu ve Samsunu geceleyin geçtik.
Merzifon’a girdiğimizde şafak söküyor, tanyeri ağarıyordu. Amasya ve Çorum illerini gündüz gözüyle geçtik.
Ankara’ya girdiğimizde hava yeniden kararmaya başlamıştı.Otobüsten indik
Ben daha önce Artvin de iken adres aldığım Artvin Yusufeli İlçesinden Niyazi Doğru adlı bir hemşehrimiz’in sahibi olduğu Işıklar caddesinde ki Işık Palas oteline gitmek üzere yayan hareket ettim.
Çok aramadan oteli kolaylıkla buldum. Zira kime sordumsa oteli bana tarif ettiler. Otele geldiğimde hava kararmıştı.
Resepsiyonda kaydımı yaptırıp oda anahtarımı aldıktan sonra odama çıktım. Valizimi koydum ve otel salonuna indim.
Salonda bay ve bayan otel sakinleri oturuyorlardı.Bu tablo bile bana enteresan gelmiş ti . Çünkü böylesi bir otelde ilk defa kalıyordum.
O gece otelde yatıp dinlendim.Sabahleyin kalktım ilk iş olarak, otele çok yakın yerde ofisi bulunan Artvin Senatörü Av. Fehmi Alparslan’ın bürosuna gittim.Ofiste epeyce bir süre bekledim ve kendileri geldiler.Artvin den ,daha doğrusu seçimlerden tanıştığımız için beni çok iyi karşıladılar.Kendisinden iş istedim.Ve oradan ayrıldım.
Kızılay Genel Sekreteri Artvinli hemşehrimiz Babür Ardahan’ı ziyaret ettim. Oradan Adalet Bakanlığında Tetkik Hakimi olarak görev yapan akrabamız Adnan Yılmaz Cengiz’i ziyaret ettim. Ve böylece O gün bitirdim.Kızılay da bu günkü yeni ve modern binalar yoktu.
Kızılay meydanında ki Gökdelen binasının yapılmasıyla Kızılay da imar ve inşa işleri hızlandı.Ulus ve Anafartalar caddesi daha popülerdi.
Kızılay’dan yürüyerek Ulusta ki otele gittim.O gün otelde Narine Şeker adlı bir hanımefendi ile tanıştım. Narine hanım oldukça güzel,bakımlı ve kültürlü bir kadındı. Otel sahibi Niyazi Beyin de Narine Hanıma yakın bir ilgi duyduğu her halinden belli oluyordu.
Narine Hanım aslen Sivas Divriğili ve çok iyi bir ailenin kızı imiş.. Ancak iş hayatında zarar etmişler ve İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş. Oda o otelde kalıyordu.
Narine Hanım beni çok sevdi. İki de yetişkin oğlu vardı. Ben kendisine “Narine anne” diye hitap ediyordum.O da bu hitap şeklimi pek beğeniyordu.
Ben Ankara’yı gördükten sonra ister istemez Artvin’le Ankara arasında ki çok büyük ölçeklerde ki farklılıkları mukayese ettim ve Artvin de mücadelenin“Donkişot’un değirmenler le savaşı”ndan başka bir şey olmayacağı gerçeğini görünce “Artvin’e” gitmekten vaz geçip tahsilime Ankara da devam etmek,Ankara da kalmak ve mücadeleyi buradan sürdürmek kararını aldım.
GAZETEYE MUHABİR OLARAK GİRİYORUM
Bu nedenlerle de iş aramaya başladım. Gittiğim birkaç yerden kısa vade için tatmin- kar bir yanıt alamadığımdan aynı amaçla Cumhuriyet Gazetesi’nin Kızılay Bulvar üzerinde bulunan Ankara Bürosuna gittim. Orada Artvin de tanıştığım ve muhabirliğini yaptığım Sait Arif Terzioğlu ile görüştüm.Sait Arif Terzioğlu’nun tavassutu ile Rüzgarlı sokak da idareha- nesi bulunan “Adalet Gazetesine” gittim. Sonradan Ankara Senatörü olarak seçilen Gazete idari işler Müdürü Yiğit Köker Beyle görüştüm ve “polis-Adliye muhabiri” olarak işe alındım.
Gazeteye alınmam benim kadar Narine Şeker Hanımefendiyi de sevindirmişti. Narine Hanım otelden ayrılarak Sıhhiye-Ataç Sokak da akrabalarına ait bir daireye taşındı .Bana da beraber gelmemi yalnız olduğu için” beraber kalabileceğimizi” söyledi. Bu habere de ben sevindim. Ve otelden ayrılarak Ataç sokakta ki kaloriferli 2 odalı küçük bir daireye yerleştik.
Bundan sonra hemen kaldığım yere çok yakın olan Atatürk Lisesinin Akşam bölümü ne kaydımı yaptırdım.Gündüzleri çalışıp geceleri okumak, okulumu tamamlayarak öğrenimi- me devam edebilmek için.
Kısa sürede çevreyi tanıdım.İşimi kavradım.Şehir haberleri,Adliye ve polis haberleri-
ne yönelik olarak çalışıyordum.Çalıştığım gazete siyasi tandans olarak Demokrat Partiyi ve yeni kurulan Adalet Partisini destekliyordu.Ama benim gözüm hep C.H.P de idi. Bu neden-
Lede gazeteye çok yakın yerde olan C.H.P Genel Merkezine ve onun alt katında yer alan Ulus Gazetesine gidiyordum. O çevreyi yakınen tanıma fırsatı buldum.Konuşmamı geliştirmek için T.B.M.M giriş kapısında bulunan Halk Evleri” DKD” kursları düzenlemişti. Dinle,Konuş,Düşün söccüklerinden meyfana gelen bir tanımdı bu. Bu kursalara devam ettim. Ve çok yararlandım bu kursatan. Halk Evleri Başkanı Tahsin Banguoğlu isimli renkli bir şahsiyetti.
İsmet İnönü’yu,Prof.Dr.Turhan Feyzioğlu’nu,Kemal Satır’ı,Emin Paksüt’ü,Ferit Melen’i,Kasım Gülek’i,Orhan Öztrak’ı,Suphi Baykam’ı,Ali İhsan Göğüş’ü,Bülent Ecevit’i, Cihat Baban’ı,İbrahim Cüceoğlu’nu,Av.Sertaç Tüzün’ü,Doğan Araslı’yı,Hüseyin Günday’ı, Erkin Topkaya’yı,Sabri Ünal Erkol’u,İsmet ve Çetin Atalay kardeşleri bu süreçte tanıdım.
Çok hareketli,ufak-tefek gencecik bir muhabir olduğum için İsmet İnönü bana “Ateşpare” adını takmıştı.
C.H.P Gençlik Kolları Genel Başkanı Doğan Araslı Karslı idi. Ve partide çok sevilen ağırlığı olan birisiydi. Bende Artvin-Şavşatlı olduğum için hemşehri olarak beni seviyor ve destekliyordu.Fahri olarak da Gençlik Kollarının yayınladığı “ Ülkü” adlı dergide çalışıyordum.
Benim C.H.P ile sıcak ilişkilerimden rahatsız olan Gazetem ,İsmet İnönü ‘nün demeci ile ilgili haberi yanlış yazdığım bahanesi ile beni kapının önüne koydu.Bunun üzerine Zafer Gazetesine girdim.Sahibi ünlü iş adamı Muammer Kıraner idi. Yazı işleri Müdürü İzzet Aygün hemşehrimdi,Şefim “Celal Hafifbilek” adlı bir ağabeyimizdi.
Şefimle zaten basın camiasından tanışıyorduk. Fakat burada beni daha çok sevdi.Çünkü ben C.H.P nin katıksız Atatürk Milliyetçiliği ülküsünde yer alan kanadında yer alan Fanatik bir Atatürkçü idim. Sol,aşırı sol, aşırı sağ görüşlere veya faaliyetlere karşı idim.Zaten o zamanlar bugünkü gibi sağ ve sol fraksiyonlar yoktu. C.H.P lilerle Demokrat partililer vardı. İnönücü C.H.P lilerle Mustafa KEMAL’CI ve ATATÜRKÇÜ C.H.P liler ve siyesetçiler,vatandaşlar ,gençlik teşkilatları vardı. Ülkücü gençlik yeni yeni ortaya çıkıyordu.
Celal Hafifbilek de aynı ülkülere gönül veren bir gazeteci idi.Beni alıp Kızılay da, şimdi Mülkiyeliler Birliğinin bulunduğu Yüksel caddesinde ki 2 katlı yeşil boyalı eski bir binadayer alan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Merkezine götürdü.Burada Genel Başkan Alparslan Türkeş, yazar Süleyman Sürmen,Dündar Taşar,Albay Uncular,Sezai Bey, Emekli Kurmay Albay İbrahim Bey gibi parti yönetim kadroları ile tanıştım. Beni hepsi çok sevdi. Bende onları sevdim. Ve bana Çankaya İlçesi Yönetim Kurulu üyeliği görevini teklif ettiler. Ben karar verebilmem için biraz düşünme süresi istedim. Oradan ayrıldık.
Parti için yayınlanan 2 sayfalık “Terazi” adlı bir Gazetenin yayınlanması işlerine yönelik olarak da Celal Hafifbilek’e yardımcı olmaya başladım.Ve kendimi C.K.M.P adlı Mareşal Fevzi Çakmak tarafından kurulan ve bugünkü adıyla M.H.P olan partinin içinde buldum.
Albay Uncuların Başkanlığında ki Çankaya İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulunda Basın ve halkla ilişkilerden sorumlu yönetim Kurulu üyeliğine seçildim.Ancak C.H.P ile olan farklıklarından dolayı da zaman zaman sorun yaşadım.
Bu çerçevede gazetecilik ve öğrencilik hayatım devam ettirerek Lise öğrenimimi tamamlayarak İk. ve Tic.İlm.Akademisine bağlı bulunan 2 yıl süreli Gatetecilik Enstitüsüne kaydımı yaptırdım.Hukukçu olmaya istememe rağmen kısa yoldan hayata atılmayı düşündü- ğümden hem iki yıllık bir yüksek okul olması hem de içinde bulunduğum çalışma hayatı ile örtüştüğü için tercihimi bu yönde kullandım.
Yüksek öğrenim Gençliği Atatürkçüler teşkilatının aktif üyesi oldum. Aylık yayın organı olan “Ata Yolu Dergisi’nin” yayın kurulunda görev aldım.Sonraları Genel yayın Yönetmenlğini de yaptım.
Bu süreçte de Artvin Öğrenci yurdunda kalıyordum.
Çok sevdiğim ve sınıf arkadaşımla evlenen yazar Aydın Karasüleymanoğlu’ nun teşvik ve tavassutu ile Orman Bakanlığı Orman Amenejman Fotogrametri Merkezi 7 Heyet Başkanlığına daktilograf olarak girdim. Daire Orman çiftliğinde olduğu için gidip-gelmek bir sorundu.Fakat öğlen yemeğini orada ki yemekhanede çok cüzi fiyatla yiyorduk.Yaklaşık 4 ay süreyle burada çalıştıktan sonra işten ayrıldım.
Tarih 1965 yılı ocak ayını gösteriyordu ki,benim köylüm ve anne tarafından yakın akrabam yani bana dayı düşen Av.Vezir Suner “Adalet Partisi” Çankaya İlçe Başkanlığına seçildi.Dayım Av.Vezir Suner’i daha tebrik etmeye bile gitmemiştim ki onunla sıhhıye ordu evi önünde karşılaştık. Konuşmaya bile fırsat kalmadan kulağımdan tuttuğu gibi hiç bırakma dan beni Çankaya ilçe Teşkilatına götürdü.Ve oradaki bayana “bunun hemen kaydını yapın” dedi .O günden itibaren ben artık Adalet Partili olmuştum.
Kısa sürede Adalet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanlığı ile tanıştım. Orada ki Gençliğin tamamen Atatürkçü,Atatürk Milliyetçiliği ülküsü çerçevesinde bir Türk Milliyetçi liği fikriyat ve aktivitasyonunda yer almış olmalarını görmekten büyük bir sevinç duymuştum Hatta Milliyetçi Hareket Partisi Gençlik Teşkilatlarından ayrılarak burada Gençlik Teşkilatla- rında yer alan,Milli Türk Talebe Birliği ve Hukuk Fakültesi ve Dil Tarih ve Coğrafya,Fen Fakülteleri başta olmak üzere diğer fakültelerin Öğrenci Dernekleri Başkanlarının da yer almış olduğunu görmem nedeniyle bu kadroyu çok benimsedim.Bütün bunlara ilaveten Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevine aslen Artvin-Ardanuç ÜÇ Irmaklar Köyünden olan hemşehrim Hamdi Üçpınarlar’ın seçilmesi beni çok sevindirmişti. Gençlik Kolları Genel İdare Kurulunda çok seçkin arkadaşlar vardı. Sonraları bu kadroda yer alan arkadaşlar hem bürokrasi,hem basın hem de iş ve siyaset hayatında yükseldiler.
Öte yandan bu gençlik teşkilatı iktidar partisinin gençlik teşkilatıydı. Ve bir çok bakım dan daha güçlü yanları ve olanakları vardı.
Bu olanakları ve bu dinamik potansiyeli değerlendirerek cebimde bir kuruş sermaye nin olmamasına karşın,banka ve şirketlerden alacağım reklam ücretleriyle aylık olarak bir dergiyi yayınlayabileceğimi düşündüm. Bu düşünceyi kafamda çok seri olarak oluşturup bu alanda kendilerinden yararlanabileceğimi düşündüğüm arkadaşlarıma bu projemi sundum. Turizm Bakanlığında görev yapan ve ağabeyi Bakan olan Özer Sezgin ile Av.Vezir Suner’in de sözlü destekleriyle,(çünkü parasal bir destek söz konusu değildi,)ben bu konudaki düşüncelerimi hayata geçirdim.
6- FİİLİ GAZETECİLİK VE YAYINCILIK HAYATINA GİRİYORUM
Turizm Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlıklarında ki dostlarımdan yazılar topladım. Baş yazıyı kendim yazdım ve derginin mizanpajını hazırladım. Valilik den imtiyaz belgesini aldım .Ve“TURİZM DÜNYASI”adlı aylık Kültür ve Sanat dergisinin ilk sayısını Özer Sezgin’in kefaletiyle Ajans-Türk Matbaasında Ocak ayı sonlarına doğru bastırdım.
Büro adresi olarak Av.Vezir Suner’in yazıhanesini gösterdim.Çünkü bu süreçte Artvin Öğrenci yurdunda kaldığım için burasını kullanma olanağım yoktu.Ancak Av.Vezir Suner’in ofisini de adres olarak kullanmaktan başka kullanma olanağım yoktu. Bu nedenle Kızılırmak sokak ta ünlü ressam ve Basın Şeref kartı sahibi İhsan Cemal Karaburçak’ın 3 katlı binasının çatı katını möbleli olarak kiraladım. Burasını hem ikametgah hem de ofis olarak kullanmak suretiyle çalışmalarımı hızlandırdım.Dergime reklam toplamaya ve peşin ödemeli abone kaydına başladım.Halk Bankası,Vakıflar Bankası,Ziraat Bankası,İller Bankası, Sümerbank, Petrol Ofisi gibi kuruluşlar başta olmak üzere bir çok yerden reklam almayı başardım. Çünkü Basın İlan Kurumu listesine dahil olmayan mevkutelere reklam verilmiyordu. Ama mevzuatta ki bir boşluktan yararlanarak reklamları almayı başardım. Topladığım reklam paralarıyla dergi min ilk sayısı borçlarını ve yeni baskı bedellerini ödedim.
Bir gün suların kesik olduğu bir zamanda muslukları kapamayı unuttuğumdan benim evimi ve alt katımda ikamet eden Ünlü ressam İhsan Cemal Karaburçak’ın evini su bastı. Pariste açacaği sergide yer alacak olan tabloları harap oldu. Bu nedenle benim oradaki kiracılığım da sona erdi.
Dayımın da tavassutu ile Kızılay Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan And Apartmanında bir oda kiraladım. Bu yer hem ofisim hem evim oldu.Dergiyi buradan yürütürken birden bu çalışmalarımı bir yayınevine çevirme düşüncesi ile buluştum.“MİLLİ KÜLTÜR YAYINEVİ ’ni kurdum.Karar verdiğimi derhal uygulayan bir yapıya sahibim. Aylık olarak “Milli Kültür” adlı ikinci bir dergi yayınlamaya başladım. Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar ev Basılı Eğitim Malzemeleri Genel Müdürlüğü tüm okullar A tipi ve B tipi kütüphaneler için dergilerime abone oldular.Yayınlarım altı sayıyı doldurunca da Basın İlan Kurumu listesine alınarak reklam alma hakkını kazandığımdan reklamları daha rahatça alabilme olanağım doğdu. Ayrıca peşin abone bedelleri de beni biraz daha rahatlatmıştı.Dergide çalışacak, reklam ve abone servisin de görev yapacak elemanlar aldım.Artık bir müessese olmuştum.Yaşım 24 yaşımın sonları yani 25 yaşına girme sürecindeyken Ankara da basın-yayın iş kolunda müessese,mevkute sahibi olmuştum.
Hiç sermayem olmadan, kendi iş gücüm,eforum,çalışmam,kararlılığım ve cesaretim le,doğru bir zeminde,doğru bir çizgide yürüyerek bu yaşta Ankara gibi bir şehirde Basın-yayın hayatı gibi çok riskli ve zor bir meslekte müessese sahibi olmayı başarmış olmak kelimenin tam anlamıyla bir mucizeydi.Fakat bu süreç bir başlangıç,bir ilk adımdı.
Başarmam gereken daha çok büyük sorunlar,çok büyük mesafeler kat etmem gereki-_ yordu. Bu nedenle de daima çalışıyordum. Gündüzleri Resmi ve özel sektörü ziyaret ederken geceleri matbaalarda baskı işlerimle uğraşıyordum.Gazetecilik de habercilik, köşe yazarlığı, yorumculuk,Spor ve sanat sayfaları,şiir ve magazın haberleri başka başka uğraşı alanları oldu ğu gibi matbaacılık bölümü ap-ayrı bir sanat, apayrı bir uğraşı alanıdır. Hurufatı bileceksin. Harflerin punto ile tanımlanan boyutlarını ve adlarını bileceksin. Kağıtların gramajlarını bile ceksin. Renkten, boyadan, forsadan, matristen, çenberden, kalıptan, klişeden anlayacaksın. O zaman resimler klişeden yapılırdı. Bu günkü gibi gelişmiş dijital baskı sistemleri yoktu. Bilgisayar ortamında dizayinler, ya da mizanpajlar,sayfa düzenleri yapma olanağı yoktu. Bunları hep ayrı ayrı usta ve uzmanlar yapardı.Düşünün ki bu saydıklarımın tamamını bizzat kendim yapıyor dum ve bunu yapmak zorundaydım. Zira bu kadar sayıda işçi çalıştırma olanağım yoktu. Daha caribi dikkat olanı bu yaşta tüm bu alanlarda yetişmiş,bilgi ve beceri sahibi olmuştum. Zaten bu özelliğim olmasaydı bu ölçekte muvaffak olmam olası değildi.Bu zorlu çalışmanın ödülü de sağlamış olduğum başarılardı.
Dergime Milli Eğitim Bakanlığından çok değerli hocalarımız yazı yazıyorlardı. Dergide Atatürk İlkeleri,Atatürkçülük fikriyatı en ön safhalarda idi.Benim bu çizgide yürü- düğümü gören çevreler bu alana daha ağırlık vermemi önerdiler. Bu öneri üzerine “ MİLLİ YOL ATATÜRKÇÜLÜK” adlı dergiyi kurdum. Muhalif olanların istismar etmemeleri için de bu dergiye hiç reklam kabul etmedim. Çünkü Atatürkçülük karşıtı olan meczuplar” devlet kurumlarından reklamlarla besleniyor” diye tezvirat yapacaklarını düşünerek bu uygulamayı hayata geçirdim.
Tüm yayınlarım çok tutundu.Hatta Parlamento Genel Kurul toplantısında bir parlamen ter”bu ağzı süt kokan çocuğun ne özelliği var ki devlet kurumları dergilerine abone olarak destek veriliyor?”diye bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma sonunda bana yapılan destek daha da arttı. Hatta o zaman Cumhuriyet Senatösü Başkanı Em. HV. Org. Tekin Arıburun paşam, beni makamlarına çağırttı ve “sen benim manevi oğlumsun,bu kabil konuşmalar canını sık- masın. Sen çalışmalarına devam et” dedi ve Cumhuriyet Senatösü Başkanlığı ve Kütüphanesi için dergilerime Abone oldu ve düzenli olarak da yazılar yazdı.
7- EVLENİYORUM
Adalet Partisi, bürokrasi ve gençlik teşkilatlarında sevilen ve geniş etrafı olan genç bir gazeteci olarak çalışmalarımı aralıksız olarak sürdürürken bir gün Hacettepe Hastanesinde Şaban Şifai Polikliniğinde bir Hemşire Hanımefendi ile tanıştım. 13 Şubat 1966 da. 13 Mart 1966 da bu Hanımefendi ile nişanlandım.8 Temmuz 1966 tarihinde de evlendim.
12 Temmuz 1967 tarihinde de ilk çocuğum Volkan dünyaya geldi.Bir yandan aile reisi olmam,diğer yandan işlerimin büyümesine karşın henüz askerlik görevimi yapmamıştım. Askerlik görevimi ifa için askere gittiğimde işlerimi yürütecek birisinin olması noktasında düşüncelerim beynimi meşgul ediyordu.
Bu nedenle Adalet Partisi Gençlik Teşkilatı Genel İdare Kurulu üyesi 2 arkadaşıma ortaklık teklif ettim.Derhal kabul ettiler.Düzenlenen koşullar gereği ortaklık sözleşmesi yaptık Ortaklık döneminin ilk sayılarını çıkardık.Fakat daha ilk sayıdan itibaren ortaklarımın tutum ve davranışları bana güven vermediğinden ortaklığı bozdum.
Tanburi “Ragip Tanju” adlı bir tanıdığıma bu hususta dert yandım. O da bana; “ bir tanıdığım var,onunla üçlü görüşelim ben o arkadaşla bu yayınları yuruturum” dedi.
Bende ona “Milli Kültür ve Milli Yol Atatürkçülük adlı dergilerim ağır ve özen isteyen hassas Dergilerdir. Bunalar yayına ara vereceğim.Siz “Turizm Dünyası”adlı dergiyi yaşatırsanız sevinirim” dedim.Ve bu nedenle beni “Doğan Cızdaman “adlı arkadaşı ile tanıştırdı. Bunun sonucunda da yine çok ciddi ve sağlam koşullara dayanan bir ortaklık mukavelesi yaptık.
8- ASKERE GİDİYORUM
Ve ben bu ortaklığın huzuru ile Askerliğimi yapmak üzere Askerlik Şubesindeki işlemlerimi yaptırarak Mamak Muhabere okulu Komutanlığı emrinde görevime başladım. Okul sonrası 2. Kolordu Komutanlığı 8. Piyade Tup. Komutanlığı Muhabere Bölük Komutanlığı emrine Gelibolu’ya verildim. Bir süre burada görev yaptıktan sonra daha önce den ve yayınlarımdan tanıyan Kolordu Komutanı Korg. Faruk Güventürk paşam haber alıyor ve beni derhal Kolordu Komutanlığı Genel Sektererlik emirine aldırttı.Burada birde Gazetecilik Yüksek okulundan YEDEK Subay arkadaşım İhsan Sümertürk vardı. Askerlik kebap oldu.Aşağı yukarı her gün beraberdik.Kolordunun Hamzakoyda ki mahzenlerde bulunan tarihi dökümanlarını arşivledim.Genel Sekreter Alb. Emin Ecevitoğlu’nunda destekleriyle tanzim ettiğim arşivde Çanakkale savaşlarına ait son derece değerli tarihi belgeler hayat bulmuş oldu. Zira rutubetten çürümeye yüz tutmuşlardı.Boş zamanlarımda Gelibolu Gazetesine gider sahibi Suleyman ağabeyle sohbet ederim. Müstear ismimle de bir çok yazılarım yayınlandı.Bazan da Teğmen arkadaşım İhsan Sümertürk ile Kolordu Foto Film merkezine gider Ali Assubydan fotoğraf makinesi alır ,resimler çeker ve onları tabedrdik.Bu güzellikler içerisinde Askerlik görevimi tamamlayarak Haziran 1970 yılında terhis olarak yayınevindeki işimin başına geçtim.
9- YENİDEN BASIN-YAYIN HAYATINA DEVAM EDİYORUM
Askerlik sonrası yeni bir efor,yeni bir hevesle yayın evine döndüm.Dergilere ilaveten” Kırk bin Köyün Sesi ve Millete Rapor” adlı haftalık iki adet gazete daha kurdum.Büyük Elçiliklerde çalışan Türk vatandaşı personellerin haklarını korumak için kurulan “Ev-iş sendikası” adlı sendikanın Genel Başkanlığına seçildim.
1970 yılı Ekim ayı ortalarında Sağlık Bakanlığına “Genel Müdür Dr.Talat Doğan’ı ziyarete gittim.Dr. Talat Doğan,”askerliğini de yaptın geldin. Şimdi artık sen bize lazım sın.Sen yine yayınlarını yürütürsen yürüt,ama sana ihtiyacımız var.Gel bizim Bakanlığın çalış malarını enforme et.Sağlık Hizmetlerinin sosyalleştirilmesine yönelik olarak Sayın Bakanımız ın ve Genel Müdürlüğümüzün ciddi çalışma ve gayretleri var, bu çalışmalarımızı halkımıza tanıtan yayınlar yap” dedi. Genel Müdür Dr. Talat Doğan hemşehrimdi.Sayın Bakanda çok sevdiğim ve hayran olduğum Bakandı. Bakanlık da yakınım sayılacak ölçekte daha başka hemşehrilerim de vardı.Dr. Hicran Gözüm,Dr.Cemal Kamışoğlu,Dr.Sabri Sarıgöl,Nedim Coşkun, Dr.Ahmet Üstünoğlu, Dr.Galip Bey ve Dr.Senem Köylüoğlu gibi çok sevdiğim üst yönetim kadrolarının da Bakanlık bünyesinde yer almış olmaları benim Dr. Talat Beyin teklifini kabul etmeme neden oldu.
10- DEVLET MEMURU OLUYORUM
Neşriyat ve Propaganda şefi kadrosu ve unvanı ile açıktan atamam derhal yapıldı. Devlet Memuru ticaret yapamayacağından yayınevimi babama devrettim. Ondan vekalet alarak kendi işlerimi babamın vekaletiyle yürütmek zorunda kaldım.
Jet Bakan adıyla anılan merhum SAĞLIK Bakanı Dr. Vedat Ali Özkan çok çalışkan bir Devlet adamıydı.SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRMESİ UYGU LAMASINI BAŞLATAN VE DOĞU İLLERİMİZDEN BAŞLAYARAK TABANDA VATANDAŞIN SAĞLIK HİZMETLERİNE CEVAP VERCEK OLAN SAĞLIK EVLERİ VE SAĞLIK OCAKLARININ KURUCUSU DR.VEDAT ALİ ÖZKAN’DIR.Bir yandan sağlık ocaklarının kademeli olarak tüm yurda yayılmasına yönelik çalışmalarını aralıksız olarak sürdür iken bir yandan da “kolera” salgını ile mücadele ediyor ve gece gündüz demeden sağlık ocaklarını,hastaneleri,tüm sağlık kuruluşlarını bizzat yerinde izliyor ve denetliyordu.
Bu süreçte üniversitelerde tırmanan öğrenci olayları,sağ-sol çatışmalarının artması nedeniyle 12 Mart 1971 yılında Kuvvet Komutanları bir muhtira vererek Hükümeti düşürdü.
PARTİLER ÜSTÜ HÜKÜMETLER KURULUYOR
Askeri muhtiradan sonra,daha doğrusu Cumhurbaşkanı merhum Org. Cevdet Sunay’ın girişim ve müdaheleriyle “onbironbir” kod adlı Askeri ihtilal girişimlerinin muhtiraya çevrilmesi ile Hükümet kurma görevi Parlamento dışından Prof. Dr. Nihat Erim’e verildi.
Nihat Erim Hükümeti daha çok akademisyenlerden,bazı emekli askerlerden oluşuyor du.
Birinci Erim Hükümeti adıyla anılan bu Hükümet beklenen sonucu veremeyince istifa etti. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ikinci kez Nühat Erime Hükümet kurma görevi verdi.Sağlık Bakanlığı görevine de Ankara Ü.Tıp Fakültesi Profesörlerinden Türkan AKYOL atandı.Biz çalışmalarımıza artan bir hızla devem ettik.
Bakanlığın çalışmalarını dahili ve harici olarak tanıtmaya yönelik olarak “ Temel Halk Sağlığı”, Sosyalizasyon Haberler Bülteni ve “ Toplum Sağlığı” adlı 3 adet yayını faaliyete geçirdim. Ayrıca Banklık binası içerisin de tertiplediğimiz büyük bire pano alanında da resim ve basına intikal eden haber kupürleri ile çalışmaları tanıtan bir etkinliği hizmete sundum.Ancak aktif bir politik hayatın içerisinden geldiğim ve Adalet Partisi fikriyatını benimseyen bürokratik kadrolarla çok sıcak ilişkilerim olması nedeni ile C.H.P li olanlara da elimden geldiğince yakın durmama rağmen bazı çevrelerce göze battım ve hedef oldum.
Bu süreçte Erim Hükümeti yine istifa edince yerine C.H.P ve M.S.P partileri,yani Bülent Ecevit ve prof.Dr. Necmettin Erbakan Koalisyon hükümeti kuruldu.
Hükümetin Kurulduğu “11 Mart 1974” günü Bülent Ecevit Hükümeti beni “Beypazarı Hükümet Tabipliği” emrine sürdü.
11- ANKARA DIŞINA SÜRGÜN EDİLİYORUM
Beypazarı’nda bana bir görev verilmedi. Gündüzleri Kaymakam vekili Ziraat Yük. Mühendisi Eşref Beyle oturuyordum, akşamları da hastanede ayrılan odada yatıyordum.
Beypazarı sağ görüşlü,yani ekseriyeti Adalet Parti ve Milliyetçi Hareket Partiliydiler.O nedenle Beypazarı’nda beni herkes çok destekledi ve çok yakın ilgi gösteriyorlardı.
Bende bu ilgi ve olanakları iyi değerlendirerek ,çok kızdığım Ecevit Hükümetine karşıda bir tepki koymak için çok büyük katılımın olduğu bir gece tertipledim. Bu geceye Sayın Alparslan Türkeş telgrafla katıldı.Ekseriyeti M.H.P ve A.P li olmak üzere o zamanlar Beypazarı sağ görüşlülerin çoğunlukta olduğu bir ilçeydi. Bu nedenle de orada el üstünde oldum. Çok ilgi ve yakınlıklar gördüm.Benim bu faaliyetlerim C.H.P çevrelerini rahatsız ettiği için 24 gün sonra Elmadağ Hükümet Tabipliği emrine tayin oldum.
Birkaç ay Elmadağ Hükümet Tabipliğinde ki görevime devam ettikten sonra istifaen görevden ayrılarak yeniden yayınevimin yönetimine geçtim. Gazetecilik hayatım devam ederken parti işleriyle yakinen ilgilenmeye özen göstermeye yeniden başladım.Tabii ki bu parti Adalet Partisi idi.
Bu süreçte,Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı Rumların katliamlar uygulamaya başlaması ve adanın Rum Lideri PAPAZ Makarios’un liderliğinde Yunanistan’a ilhak edilmesine yönelik kanlı girişimleri sonucunda Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a Havadan ve Denizden asker çıkararak adada “Barış Harekatını” başlattı. Burada şunuda tarihi bir anektot olarak ifade edeyim ki,bu harekat sürecini yakından izleyen bir gazeteci olarak “ bu harekat tamamne Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin planlayıp uyguladıkları bir harekattır. O zamanın Hükümeti bu harekata karşı bile çıkıp telaşlanmışlardır. Zamanın Genelkurmay Başkanı MERHUM Org. Turgut Sunalp Paşa Başbakanlığa gelerek Başbakanı bilgilendirmiş ve telaşa,endişeye gerek yok ordumuz gayewt başarılı bir harekat yürütüyor demiştir.N e yazık ki İngiltere Dış İşleri Bakanı Türkçe ifadeyle Kalahan o zamanki Başnakan Sayın Eceviti ikna ederek harekati zamansız olarak durdurmayı başarmış ve Kıbrısın bu günkü problemlerin içine çekilmesine sebep olmuştur. Eğer o zaman harekat birgün daha devam etse idi bugün Kıbrıs meselesi bu boyut ve şekilde tezahür etmezdi.O nedenle kimselerde çıkıp gereksiz yere hakkı olmayan bazı siyasileri” Kıbrıs Fatihi “olarak ilan felan etmesin. Kıbrıs Fatihi olarak anılacak birisi varsa o da o zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar paşa dır.Kendisini ve onun şahsında Harekatı yürüten Komutanları ve ilk olarak Kıbrıs’a savaş uçağı ile katılan Kayınbiraderim “Hv.Plot Kd. KurmayAlb.Şerafettin Kayacan
Ve kahraman Gazi ve şehitlerimizi saygı ile anıyor minnet ve şükranlarımızı arz ediyorum.
BAŞBAKAN’IN ÖZEL DANIŞMANI OLUYORUM
Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan Koalisyon Hükümeti istifa edince 1974 yılı 17 Kasımında “Ord.Prof.Dr.Sadi IRMAK” Başbakan olarak atandı.Sayın Irmak Hocam beni, Sağlık Bakanlığında görev yaparken “Yüksek Sağlık Şurası” çalışma ve toplantılarından yakinen tanıyordu.Çok yakın dostum olan İçİşleri Bakanlığı Tetkik Kurulu üyesi Necati Gündüz (Başbakanlık eski Baş Müfettişlerinden) ile birlikte Sayın Irmak’ı tebrik ziyaretine gittiğimizde bize ”ikiniz de bana lazımsınız. Benim özel siyasi danışmanım olacaksınız.” dedi. Bizde emredersiniz dedik.Tekrar bana dönerek”sen bu dernekçilik işlerini iyi biliyorsun Libya ile iyi dostluk ve Kardeşlik ilişkilerine girdik. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu ilişkilerin iki ülke halkı arasında tabana yayılabilmesi için çalışmalar yapak gerekiyor. Bu nedenle ,Libya ve Ülkemizde karşılıklı olarak dernekler kurma kararı aldık. Türkiyede,yani Ankara da kurulacak olan Derneği kurma görevini sana veriyorum” dedi. Bende emredersiniz Hocam dedim. Çünkü ben kendilerine “Hocam” diye hitap ediyordum. Ağız alışkanlığı olarak böyle ifade etmiş bulundum.Ve kendilerine”efendim,şu anda yayın evini yeniden toparlama gayreti içerisindeyim,dışarıdan bu emirlerinizi yerine getirmek istiyorum. Emrederseniz müşavirlik görevini Başbakanlık dışından yayınevinden yürüteyim”diye fikrimi beyan edince “ işin yapta nerden yaparsan yap”karşılığını verdiler..Bundaki amacım hem Hocamın hizmet lerini yürütüp onu memnun etmek,hem de siyasi istikrarsızlığın olduğu bir dönemde,Başba- kanlık Müşaviri olarak bürokraside yer alırsam bizm kadroları kırmış olur ve siyasi yelpazede saf değiştirmiş duruma düşerim diye bu öneride bulundum.Çünkü salt sayın Demirel’e endeks lenmiştim.Sayın Başbakan bize kendisine ulaşacağımız telefon numaralarını ve diğer yapaca ğımız görevleri ayrı ayrı olarak verdi.Necati Gündüz Atatürk Çağı ve Zihniyeti ve Bayraktar Ana adlı çok değerli 2 kitabın yazarı olmakla birlikte Mülkiyeli ve uzun yıllar Kaymakamlık yapmış daha sonra Başbakanlığa bağlı bir kuruluşta Müfettiş olarak görev yapmış ve o zaman İçişleri bakanlığında Tetkik Kurulu üyeliği yapmakta olan fevkale de değerli bir vatan evladı idi.Bu nedenle Sadi Irmak Hoca Necati Gündüz’ü de çok seviyordu.Necati Gündüz de hizmeti kendi Bakanlığında kalmak koşuluyla kabul etti.
Sadi Irmak Hoca tanıdığım en samimi Atatürkçü Devlet ve siyaset adamlarından birisiydi.
Kısa sürede Necati Gündüz ile birlikte dernek tüzüğünü hazırladık. Kurucular kurulunu oluşturduk.Ve Başbakan Sayın Irmak Hocaya arz ettik. Zaten uzun uzadıya vakti olmadığından salt amaç maddesini ve kurucular kurulunu okuduk. Pek güzel olmuş. Bunu hemen kurun ve hayata geçirin karşılığı da Libya da kurulacak,Libya Büyükelçisi SABAHATTİN ABUŞVEREP ile de görüşüp gelşmler hakkında bilgi verin” dedi.
Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ve Başbakan Callut’un asker olması nedeniyle bizde “ TÜRK-LİBYA DOSTLUK VE KARDEŞLİK DERNEĞİ” nin başkanlığına
Emekli Hv.plt Tuğg. Çelikcen Şişmantürk’ü getirdik. Ben ,Necati Gündüz, Bolu Millet vekili Müfit Bayraktar,emekli Albylar ve üst yönetim bürokratları da yönetimde yer aldık. Ben Genel Başkan Yardımcılığına seçildim.
Benim yayınevinin bir bürosunu derneğe tahsis ettik. Daha sonra tahsisat temin edilince de güzel bir ofis kiralayarak tefriş ettik. Aylık olarak bir dergi yayınladık. Libya Büyükelçiliği ile yakın çalışmalara başladık. Bu arada Van da deprem oldu. Van’a Libya yardım heyetini götürme ve onlara nezaret etme görevi yine sayın Başbakan tarafından bana verildi. O zamanın parasıyla iyi bir rakamla Libya heyeti zamanın Van Valisi olan sayın Osman Tosun’a çeki takdim ettiler. Muradiye ve Özalp ilçelerini ziyaret ettik ve yardımlarda bulunulmasını da sağladık. Dernek çok gelişti. Sonra Sadi Irmak Hoca’nın Başbakanlıktan ayrılmasını müteakiben ben yönetimden ayrıldım.
1975 yılı Kasım ayında da Başbakanlık Özel Kalem emrine açıktan tayin oldum.
Kısa bir süre Özel Kalem Müdürlüğü emrinde arşivist olarak çalıştıktan sonra yeni oluşturulan Başbakanlık Basın-Halkla İlişkiler ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı İç Basın Şübe Müdürlüğü emrine verildim.Daire Başkanı Seyhun Tunaşarla kısa sürede kaynaştık. Seyhun Tunaşar Başbakanlık Müsteşarı Ekrem Ceyhun’un kayın biraderi olduğu için bizim birim çalışmalarını çok rahat yaptığı kadar da çok verimli çalışmalar yaparak farklı hizmet sunmaya yönelik gayretler içerisinde olan bir birimdi.Bu amaçla da zor olsa bir “Kupür Arşiv Sistemi” kurmaya karar veridik.Günlük olarak yerli ve yabancı gazete ve dergileri okuyarak, yazı ve haberleri keserek 590 konu başlığı altında arşivlemeye başladık. Ve çok güzel bir hizmet servisi kurmuş olduk.Başbakanlıkta başlatılan reform mahiyetindeki çalışmalardan yararlanarak Seyhun Tunaşar’dan Başbakanlık da bir “arşiv ve dökümantasyon servisi”nin kurulması konusunda destek istedim.O’da “kurabileceğine güveniyorsan kur,ben destekliyo- rum,bu konuyu Ekrem Beye de söylerim” dedi. Seyhun Beyin sözlü desteği ile Başbakanlık merkez binanın altında yer alan ve özel Kalem Müdürlüklerinden kaldırılan büro eşyalarının depolandığı bir yeri boşalttırarak almayı başardım.Bundan sonra, mesai dışındaki zamanlarım da tek başıma yaptığım çalışmalarla 6 ayda “Başbakanlık Arşiv ve Dökümantasiyon servisini kurdum.Burada her Bakanlık ve müstakil kuruluşlar için bir bölüm ayırdım. Bu bölümlere Bakanlılkarın kuruluş kanunlarını,şemalarını,yayınlarını arşivledim. Cumhuriyet dönemi Bütçe kanunlarını,hükümet programlarını,beş yıllık kalkınma planlarını arşivledim.Bu birimi kurabilmek o zamanın parası ile 4 milyon liraya mal olmuştu. Çalışmalarımı tamamladıktan sonra, Daire Başkanı Seyhun Tunaşar’ı,Müsteşar Yardımcısı çok sevdiğim ve desteğini gördüğüm İsmail Akay’ı,Mustafa Ernam’ı davet ettim. Çok beğendiler. Ve sonuçta Müsteşar Ekrem Ceyhun’u davet ettik. Ekrem Ceyhun burasını görünce bana “aferin delioğlan” dedi ve yardımcılarına dönerek “ burasını geliştirerek Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğü haline dönüştürelim”dedi. Ve kısa sürede bu oluşum sağlanarak benim kurduğum bu servis Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğpünün nüvesini teşkil ederek bu Genel Müdürlüğe devredildi. Genel Müdürlüğe İsmet Binark getirildi. Kültür Bakanlında çalışmakta olan bir sınıf arkadaşım Rahim Erişti de daire Başkanlığına atandı.
Basın Bürosunda İç Basın Müdürlüğünü tedvire görevlendirildim.Sahibi olduğum Milli Kültür Dergisini o zaman Kültür Bakanı olan yakın dostum “Avni Akyol’un” isteği üzerine bedelsiz olarak Kültür BakanlığınaNoterlikçe düzenlenen senetle devrettim. Çalışmalarımı ağırlıklı olarak Başbakanlıkta ki çalışmalarıma vermeye özen gösteriyordum.
ARTVİN SEÇİM BÖLGESİNEDEN MİLLETVEKİLİ ADAYI OLUYORUM.
1977 yılı Haziran ayında Milletvekili Genel seçimleri yapıldı. Bu seçimlere Adalet Partisi Artvin Milletvekili Aday adayı olarak katıldım. Seçimi kazanırsam parlamentoya, kazanamazsam bir ay içinde Başbakanlıkta ki görevime geri dönmek üzere Başbakanlıkdan izin aldım. O zaman yasalar bu şekilde icra ediliyordu.
Her zaman olduğu gibi yine ayak oyunları ile ön seçimi kayıp edince Başbakanlıkta ki görevime geriye döndüm.
Seçim sonrası sandıktan istikrar çıkmadı. Sandalye dağılımı bir partiyi tek başına iktidar yapmaya yetmedi. Ecevit Hükümeti azınlık hükümetini kurdu.
Ecevit Hükümeti süresince Başbakanlık merkez binadaki odama giremedim. Olay çıkmasına meydan vermemek için gitmedim. Ve kısa süre sonra Ecevit Hükümeti güven oyu alamayınca düştü. Yerine Milliyetçi Partiler koalisyonu Hükümeti kuruldu. Bu kez beni odama sokmak istemeyenleri başta Müsteşar Muavini Kenan Aybek olmak üzere emekli hayatlarına yolcu edilmesine vesile oldum.Ve Devlet Bakanı Sayın Ali Şevki Erek ile Devlet Bakanı ve hakikaten devlet adamı olan Seyfi Öztürk Beyefendinin destek ve istekleriyle Devlet Bakanlığı Basın Müşavirliğine getirildim.Ayrıca hergün saat 15 ile Meclis Genel Kurulu ve grup çalışmaları,Komisyon çalışmalarının sürdüğü süre boyu Parlamento ile ilgili çalışmaları izlemek üzere Parlamento İlişkileri Müşavirlik hizmetleri ile de donatılarak görevlendirildim.Bu hizmetim Başbakanlık dan ayrılıncaya dek sürdü
Bu süreçte kendi odamdan yer tahsis ederek “ Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Muhabirleri Derneğinin kurulmasını sağladım. Bu dernek de üye olmayanları Başbakanlığa almadım.Bu dernek üyesi olan Muhabirlere birer yaka kimlik kartı vererek Başbakanlık personeli gibi Başbakanlık merkez binadaki yemek hanede yemek yemelerini sağladım. Böylece Hükümet ile basın arasında ki düzgün diyalogu sağlamanın alt yapılarını inşa ettim. Hürriyetçi Basın Mensuplar Derneği “Hür-Basın” derneğini kurduk. Genel başkanlığa seçildim.
Bu süreçte Başbakan Sayın Demirel ile Başbakan Sayın Prof.Dr. Necmettin Erbakan anlaşamadıklarından Milliyetçi Partiler topluluğunun kurmuş olduğu Hükümet istifa ederek Hükümet etmeyi bıraktılar.Yerine C.H.P Genel başkanı Bülent Ecevit, Adalet Partisinden Banklık makamı vermek vaadı ve kaydı ile 11 parlamenteri istifa ettirerek bir motel tesisinde 1978 yılı sonlarına doğru Hükümet kurmayı başardı.Çünkü bu rakamı sağlayamazsa Hükümet Güvenoyu alamıyordu. Bu nedenle 11 Milletvekilini istifa ettirerek kendi saflarında yer almalarını sağladı.
Ecevit Hükümeti ilk günden Başbakanlık merkez binadaki tüm kadroları değiştirdi. Başka Bakanlıklara atamalar yaptı ve yerine kendi kadrolarını getirdi. Benimde görevden alınmam söz konusu olunca Hükümette yer alan Devlet Bakanı Sayın Enver Akova; “Zenginoğlu bana lazım,o benim Bakanlığımın müşaviri olarak görev yapacak ve ona dokunursanız ben görevimi bırakırım” diyince beni görevden alamadılar ve planladıkları gibi Ankara dışına tayin edemediler.Ancak Başbakanlık da ki ,yani merkez binada ki odamda oturtmadılar.Ben Müşaviri olduğum Bakanlığıma bağlı kuruluşlardan Başbakanlık Vakıflar İdaresi,Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı ve Vakıflar Bankası Genel Müdürlüğünde hazırlanan odalarımda çalıştım.Zira bu kurumlarda sayın Bakanın da çalışma makamları vardı
Bürokrasideki partizanca yapılaşmayı tasvip etmediğim ve bürtokratik sistem adına endişe duymam nedeni ile Ecevit Hükümeti’nin en kısa sürede düşmesini istiyordum. Bu nedenle de benim yer aldığım siyasi kanattan Hükümete intisab eden sayın Bakanım Enver Akova’yı yapılan işler hakkında detaylı bilgi sahibi kılıyor ve Hükümetten kopması gerektiğini söylüyordum. O da bazen bana katılıyor ve bazen da kızıyordu.Sonuçta benim doğru bilgilendirdiğime inandı ve bana istifa edeceğini,sakın belli etmemem gerektiğini ve buna hazırlıklı olmamı söylediler. O gece sevincimden uyuyamadım.Ve ben Bakanın istifa metnini yazıp hazırladım.
Adalet Partisi Bursa senatörü meslektaşım ve hemşehrim Sayın Barlas Küntaya gelişmeler hakkında bilgi verdim ve Sayın Demirel’i bilgilendirmesini istedim. Beni izledikleri için,bunu çok iyi bildiğim için Sayın Demirel’e bilgiyi ben götürmedim. Bu yolla iletişi sağlamayı yeğledim.
Sayın Bakana ait özel eşyalşarı,özel notları, özel Kalemdeki görevlilerin dahi şüphe ve dikkatlerini çekmeden her gün yavaş yavaş taşıdık. Çünkü Özel Kalem Müdürü Hükümette kalması taraftarıydı ve sayın Bakanın da dayısı idi. Bu nedenle ondan gizli olarak bu operasyo nu yapmak durumundaydık. İki gün içinde ben Bakanı Etlik semtindeki evinde ikna ettim.
“tamam “dedi. Ve hemen istifa mektubunu önüne koyarak imzalamasını istedim. Yüzüme baktı ve şaşırdı. Çünkü benim bu hazır oluşumu hayretle karşıladı.
Bir hata yaptım, istifa mektubunu TRT Haber dairesine vermeden Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğüne intikal ettirdik.Özel Kalem hemen Başbakana ve C.H.P ye haber ulaştırınca Bakana baskı yaptılar ve istifasını geri aldırdılar. Bu kez ben sıkıntıya girmiş oldum. Çünkü tüm gözler üzerimdeyid. Benimle birlikte hareket eden yakın korumada ki Komisermuavini bilinmiyor ve dikkatleri çekmiyordu.Bu komiser muavini uzun yıllar Sayın Demirelin yakın korumasında bulunmuş ve benim gibi Sayın Demirele içten bağlı biriydi.
Benim makam arabamı aldılar. Soğuk soğuk davranışlar başladı.Bakana dedim ki” sizi rahatlatmak için ben istifa edeyim”. Çünkü bu işin mimarının benim olduğumu artık hepsi biliyor. Sayın Akova da dedi ki, “seni bize bağlı bulunan Vakıflar İdaresine tayin edelim.o kadrodan yine benim müşavirliğimi yaparsın”. Tamam,olur dedim. Ve ben BNaşbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv ve Tescil Dairesi Başkanlığı emrinde münhal bulunan bir kadroya tenzili rütbeyle tayin oldum. Fakat o kadro ile yine Bakan müşavirliği görevine Bakan onayı ile devam ettim. Ama bende geri atmadan bu kez çok daha önemli bilgileri Sayın Bakan arz etmeye devam ettim.Zira Sayın Bakan’ın bizim pozisyonumuzda ki bir bürokrat kadar her şeyi bilmesi olanaksız. Çünkü onu bilgilendiren,bilgi ile donatan kendi etrafı, bürok ratları,teknokratları,özel kalemi,korumaları dır. Yakın mesaisinde olanlardan ben, Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı Genel Sekreteri sayın Cemil Ünal ve Sayın Bakanın diğer müşa viri Mustafa Maden sayın Bakanı bu hükümet ten koparmak isteyen kadrolardık.Ve uzun sürmeden yaklaşık iki ay sonra Sayın Bakanı ikna ederek istifasını imzalattım. Doğru TRT ye gittim Haber Dairesi Başkanı merhum Altan Aşar ile bizzat görüştüm.Ve dedim ki bak bunu 19 haberlerine yetiştirip yayınlayacaksın. Size bir saat içerisinde 3 sayın Bakanın daha istifalarını getireceğim. Eğer bu haberi 19 haber kuşağına yetiştiremezsen bu enkazın altında sende kalırsın dedim. Ve ondan sonra istifa mektubunu Başbakanlık makamına intikal ettirdik.Ve 19 haberlerinde birinci haber olarak sayın Bakan Akova’nın istifa haberi yayınlandı. Ben artık rahatlamıştım. Aldığımız önlemle sayın Bakana telefonla ulaşmakta olası değildi. Böylelikle Ecevit Hükümetinden bir Bakanı koparmış olduk. Ama bizim hesap tutmadı. Sayın Ecevit, sayın Enver Akova dan boşalan Bakanlığa Kırklareli Milletvekili Sayın Hasan Korkut’u ikna ederek Adalet Partisinden istifa etmesini sağlayarak Devlet Bankı olarak atamayı yaptı. Bu kez ben mosmor oldum.
Hasan Korkut hemen göreve başladı. Kendi kayınbiraderini özel Kalem Müdürü yaptı. Kadrosunu kurdu. Ben artık sürülmemi bekliyorum. Arkasındanda istifa etmeye hazırlanıyordum. Bu sırada Devlet Bakanlığından evim arandı. Arayan Özel Kalem Müdürü İdi.”Sayın Bakan sizi makamlarında bekliyorlar”dedi.
Kalktım gittim. Bakan beni gayet sıcak karşıladı. Fakat ben sayın Bakana ayı sıcaklık yerine sitem ederek karşılık verdim. “Biz bu kadar uğraştık bu hükümeti düşürmek için ,siz gelip Bakan oldunuz ve Hükümeti kurtardınız” dedim. Zira Sayın Hasan Korkut benim çok yakın dostumdu. Bir çok işlerinde kendisine yardımcı olmuştum. Beni sevdiğini bilkiyordum.
Sayın Hasan Korkut da ” seninle biz dostuz,sen benim en yakın arkadaşımsın, sen müşavirim olarak göreve devam edeceksin. Yalnız makamın Vakıflarda kalacak,biliyorsun burada seni istemiyorlar. Ama ben senin yanındayım. Korkma yoluna devam et”dedi. Ben kendisine teşekkür ederek ayrıldım. Ve Sayın Hasan Korkut Bakanımın da müşavirlik hizmetlerini başarıyla yürüttüm.
Ecevit Hükümeti 1979 yılı Kasım ayı başlarında istifa etti. Ve yerine yeniden Sayın Süleyman Demirel Hükümeti kuruldu.
Bu Hükümet içerisinde çok yakın dostum Sayın Muhammet Kelleci’nin Devlet Bakanı olarak yer alması nedeni ile ben Vakıflar Genel Müdürlüğünden Devlet Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirildim.
Sayın Kelleci’ye Diyanet İşleri Başkanlığı bağlı bulunduğundan özel kalemde bu teşkilattan birisinin çalışmasının daha doğru olacağını yakın dostlarımızla değerlendirdik ve bu düşüncemizi de kendisine arz ettik. Sayın Bakanında konuya sıcak bakması sonucunda birkaç ay sonra Diyanet İşleri Başkanlığından “ Hayrettin Şallı” adlı dostumuz özel kalem Müdürlüğüne getirildi.
SAYIN BAŞBAKANIN TEKLİFİ VE SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN ONAYLARIYLA BAŞBAKANLIK (DEVLET) BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRİ OLARAK KARARNAME İLE ATAMAM YAPILIYOR
Sayın Hayrettin Şallı dostumuzun Özel Kalem Müdürlüğü görevini üstlenmesiyle sayın Bakan beni Müşaviri olarak atadı. Devlet Bakanlığı Müşavirliği görevine devam ederken 1980 yılı Ocak ayında Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak atamam yapıldı. Kararnamem Cumhurbaşkanı Sayın Fahri S. Korutürk tarafından onaylanarak Kararname Resmi Gazetede Mart ayında yayınlanarak yürürlüğe girdi.
12 EYLÜL ASKERİ HAREKATI YAPILIYOR
Türkiye de ki anarşik ve bölücü terör olaylarının iyice tırmanması sonucunda 12 Eylül 1980 Cuma günü saat 0.1 sularında başlayan Askeri Harekat yapıldı. T.B.M.M, Hükümet,Siyasi Partiler,Dernek ve sendikalar kapatıldı.
Devlet yönetimine el koyan Milli Güvenlik Konseyi adlı 5 kişilik Kuvvet Komutanlarından meydana gelen yönetim kadrosu Kurduğu Hükümet Başkanlığına emekli Oramiral Sayın Bülent Ulusoy’u atadı. Başbakanlık Müsteşarlığı’na da Vali Necdet Calp’ı atadılar.Tüm bürokratik kadro yeni yönetimin ilke ve emirleri doğrultusunda hareket ediyor du.Tüm Başbakanlık müşavirleri ,üst yönetim bürokratları Başbakanlık dışında Orman Bakanlığı arkasında ki bir binaya toplandık. Oradan bazılarımız göreve çağrıldık. Bazılarımız çeşitli bakanlıklara dağıtıldı,bazı arkadaşlarımızda emekliye sevk edildi.
Ben, 12 Eylül 1980 Harekatı sonrasında Başbakanlık Halkla İlişkiler dairesi Başkanlı ğı bünyesinde yer alan ve vatandaştan gelen istek ve şikayetleri,ihbar ve bilgilendirmeleri değerlendiren birime Raportör olarak görevlendirildim. 2 ay sonrada kadromda bu birime verildi. . Her gün 2750 nin üzerinde çeşitli konuları içeren dilek ve şikayetler geliyordu.
Bunları Makamın emirleri doğrultusunda değerlendirip gereğini yapıyorduk.Ancak burada ki bazı asılsız ve kasıtlı şikayetlere yönelik olarak sert tavırlar aldığımdan yönetimle aramda soğuk rüzgarlar esmeye başladı.Fakat yıllardan bu yana askerlerle iç içe çalıştığım ve tanınan birisi olduğum için çekinmiyordum. Cesurca hareket edebiliyordum.
Bu sırada çok sevdiğim eski Bakanlarımızdan Sayın Ali Naili Erdem ,Yavuz Donat aracılı ğı ile benim bu birimde yer aldığı öğrenmişti. “Yavuz Donat” aracılığı ile beni” Tercuman Gazetesinin Akajans” adlı haber ajansının Meclisin karşısında bulunan ofisine davet ettiler. Davete icabet ederek gittim. Ve bana gelen ihbarların hangi mahiyette olduğunu,nelerin yapıldığını sordular. Bende kendilerine ”bilgi veremeyeceğimi,ancak istatistiki olarak % 67 iş isteme,%13 galiz küfürler içeren mektuplar, % 17 Lider ve üst yönetim bürokratlarını şikayet %3 de vatandaşın kişisel çeşitli sorunlara ilişkin mektuplar geliyor”diye ifade ettim.Tabi bura- da hata yaptım ve verdiğim rakamlar gerçek istatistiki rakamlardı.O’da sayın A.Naili Erdem’e verdiğim değerden dolayı ağzımdan kaçırdım .”Yavuz Donat” bunu ertesi günü “VİTRİN” adlı köşesinde kendi yazı dili ile yayınladı. Konsey hemen değerlendirme yapıyor ilgililere emir veriyorlar ve bu bilgiyi benim verebileceğim kanaatine varıyorlar.Ayrıca Emekli Korg.
Faruk Güventürk Paşayı Sayın Suleyman Demirel’in evine götürdüm.Orada uzun sure konuşuldu. Ve Sayın Güventürk Paşa Sayın Demirel’e bağlılığını Kenan Evren Paşaya olan kızgınlığını dile getirdi. Bu hareketlerim de bardağı taşırmış olacak ki Başbakanlığın teklifi, ”Milli Güvenlik Konseyinin onayı” ile yani ”org.Kenan Evrenin” imzası ile bu görevden ve Başbakanlık Müşavirliği kadrosundan alınarak önce 6. derece de raportorluk kadrosuna verildim.Oradan da 9.Derece bir kadro ile ”Kültür ve Turizm Bakanlığı Tetkik Kurulu Dairesi Başkanlığı” emrine tayin edildim. Yani hakkı müktesebim olan 3. derece ve +50 göstergeli yasal kadromdan alınıp 6 derece aşağıda bir kadroya atandım. Milli Güvenlik Konseyi beş kişilk bir kadro.Canlarının istediği kararı alarak kanun şeklinde icraya koyuyorlar. Ve Kanun adı ile yayınladıkları bir karar gereğince de yaptıkları hiçbir icraat hakkında yasal hakkını arayıp,dava açamıyorsun.Bu nedenle dava da açamadık ve uğradığımız mağduriyete eyvallah diyerek göreve başladım.
Ben tepkilerimi söylemlerimle açıkça ortaya koyunca buradan da alınarak Turizm Geliştirme Kooperatifleri Dairesi Başkanlığına Eğitim Şube Müdürü Vekili olarak atadılar. Bu dairenin Başkanı Gümrük Bakanlığı Müşaviri yakın dostum ve arkadaşım sevgili Mesut Adalılar’ın eşi Sayın Ayça Adalılar idi. Ayça Adalılar aynı zamanda Trabzonlu hemşehrimdi Ayça Adalıların destekleriyle bu dairede görev yaparken“Turizm Geliştirme Vakfını”kurduk. Daha doğrusu kuran,organize eden bendim.Daire Başkanı bu işe mesai vermem hususunda destek verdiler.ZiraVakfın kuruluş ve teşekkülünü sağlayan, senedini hazırlayan benim.Vakıf senedini yakın dostum olan Hukukçulara incelettim,Mazbut Vakıf, Mülhak Vakıf ve Yeni vakıflar hakkında yeterli bilgim olmasına karşın Sıkıyönetimden de izin almak gerektiği için Hakim Ali Özbek adlı dostuma Senedi incelettim ve sonuçta Sıkıyönetimden izin alarak Mahkeme kararı,Noter tasdiki ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tescil etmesi ile Vakfın kurulmasını sağladık.Vakıf merkezi olarak Ankara TED Koleji yanında bulunan bana ait bir ofisi kullandık.Kurucu Yönetim Kurulu üyesi ve Vakıf Genel Müdürü olarak çalışmalarımı-za başladık. Atatürk’ün doğumunun 100. yılı münasebetiyle yayınlanan kitaplarımdan 500 adet kitabı da vakfa bağışladım. Büro eşyalarını ve vakıf senedinde yazılı olan nakit bağışı da yaparak vakfın ayni ve nakti varlığının oluşmasını sağladım.Birde Turizm geliştirme koopera tifini kurarak Marmaris Kumlubük koyunda çadır işletmeciliğini yapmayı gerçekleştirdik.
Bu çalışmaları yaparken de bir taraftan da yeniden demokratik hayata dönülmesi çalış malarına katılıyordum. Bu nedenle Adalet Partisi kadrolarının yeniden partilileşmek için kurmaya çalıştıkları ve sonradan “BÜYÜK TÜRKİYE PARTİSİ “adını alan partinin çalışma- larını sürdüren Refaeddin Şahin,Mehmet Gölhan Gurubunda çalışmalarımı sürdürüyordum. Sonuçta 82 Anayasasının kabulünü muteakkiben siyasi partilerin yeniden kurulmaları sağla nınca Ankarada ki çalışma grubu İstanbul da çalışmalarını yürüten Hüsamettin Cindoruk grubu ile birleşerek E.Org.Ali Fethi Esener paşanın liderliğinde kurulan Büyük Türkiye Partisinin Akay yokuşunda ki Genel Merkezine ilk Türk Bayrağı ve Atatürk Resmini ben astım.
B.T.P çiğ gibi büyüyordu.Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı,yani Kenan Evren bundan rahatsızlık duyuyordu. Konsey,E.org.Turgut Suanl Paşanın kurduğu,daha doğrusu Konsey üyelerinin açık desteği ile kurdurulan Milliyetçi Demokrasi Partisinin iktidar olmasını,onun büyüyüp gelişmesini istiyordu.Ancak Turgut Sunal Paşa halk tarafından,yani bizim fikriyatımızda olan samimi ve kararlı ,inançlı Atatürk Milliyetçisi kadrolarca da çok sevilmesine karşın bu özelliği nedeni ile bizleri şemsiyesi altına alamamıştı.
B.T.P sine, eski Adalet Partisi Milletvekillerinin akın akın gelerek kayıt yaptırmaların dan rahatsızlık duyan Kenan Evren B.T.P sini kapattırdı. Bizm kadro yeniden harekete geçti. Başbakanlık da beraber çalıştığımız ve bir ara Tarım Bakanlığı da yapmış olan Başbakanlık Müşaviri Sayın Ahmet Nusret Tuna’nın lider liğinde güç birliği yapan dava arkadaşları, başta Gazeteci Mehmet Muhsinoğlu,Mehmet Dülger, Hamdi Üçpınarlar,Özden Özbülüm,Av. Altan Savacı, Adnan Tufan gibi arkadaşlar başta olmak üzere Çankaya yokuşunda kiralanan bir dairede Doğru Yol Partisi’nin kuruluş çalışmalarına başlandı. Birçok kurucu isim Konseyce veto edildikten sonra nihayet sayı tamamlanarak parti kuruldu. Eğer Av. Altan savacı da veto edilseydi sırada kurucu olarak ben yer alacaktım. Sayın Savacı onanınca ben kaldım.
I983 yılında yapılan seçimlere Milli Güvenlik Konsey Başkanlığı Doğru Yol Partisini engelleyerek sokmadı.Oyların Turgut Sunalp’a verilmesini İsteyen Kenan Evren Televizyon da yaptığı bir konuşma nedeni ile seçmen Sayın Demirel’in de Müsteşarı olması hasebiyle Anavatan Partisini kuran Turgut Özal’a oy vererek onu tek başına iktidar yaptı.
Bir yandan da Büyükelçi Baha Vefa Karatay’ın Genel Başkanlığını yaptığı Kemalist Atılım Birliğinin Ankara İl Teşkilatının kurucu Yönetim Kurulu üyesi oradaki aktif görevime devam ediyordum.Sonra bu Derneğin Genel Başkanlığına çok değerli dostum ve meslektaşım Sami Ateş’i getirdik.
1984 de yapılan Mahalli seçimlerde Çankaya Belediye Meclis üyesi adayı olarak D.Y.P den aday oldum ve Kültür ve Turizm Bakanlığından istifa ettim.
Anavatan partisinin tutumunun da Konseyden hiç farksız olduğunu görünce ben memuriyete geriye dönmedim. Çünkü Anavatan partisi Adalet Partili seçmenlerin oylarıyla iktidar olmuştu.Doğru yol partisine seçimlere katılma izni verilmeyince biz Türkiye genelinde oylarımızı Anavatan partisine vermiştik.Ancak sayın Özal iktidar olunca Sayın Demirel’e yakınlığı ve bağlılığı olan bürokratları pasifize etmeye başlamasıyla Onunda Sayın Demirel Ve kadrolarına vefasızlık ederek onları saf dışı etmeye özen göstermesi bizi Ana VatanPartisinden uzaklaştırdı.
Bülent Ulusu Hükümeti tarafından başlatılan revize ve yeniliklere açılım proğramları Özal Hükümeti tarafından da devam ettirilince,hatta dahada şeffaflaştırılınca piyasada hareketlilik arttı.Turizm Teşvik yasası,uyuyan ekonomik kaynakların uyanık hale getirilmesi,yani Milli Emlak envanteri içerisinde yer alan ve Kamuya ait gayrimenkul değerler özel sektör tarafından ekonomiye kazandırılabilmesini sağlayıcı yeni düzenlemeler ve teşvik tedbirleri icraya kondu.Keza Bülent Ulusu Hükümeti zamanında hazırlanan Renkli Televizyon,Telekomünikasyon,haberleşme,iletişim teknolojisinin çağa uygun hale getirilmesi ve Hazine arazilerinin yatırımcılara tahsisen kiraya verilmesi gibi projeler Özal Hükümeti döneminde daha şeffaf hale getirlmesi,ayrıca Türk Parasının kıymetini koruma yasasında yapılan değişiklikler,ithalat be ihracat mevzuatlarının içinde saklı olan yasakların kaldırılması,Gümrük mevzuatlarıyla ilgili yeni kolaylaştırıcı yasaların yürürlüğe girmesiyle özel sektörde bir canlılık,bir atağa kalkma olgusu meydana geldi.
Yatırımcı hareketlenince bizim üst yönetim bürokratları da hareketlendi.Çünkü yatırımcı Teşvik alacak,teşfiğe bağlı kredi kullanacak,tüm bunların işlemleri Ankaradan yürüyordu.Bu nedenle Konsey zamanında emekliye ayrılan veya küstürülen veya benim gibi mağdur edilen yetişmiş uzman arkadaşlar,bürokraside hala göreve devam eden kadrolarla yakın işbirliği sağlayarak bürolar kurma yoluna gittiler.Ankara da Müsteşar,Müşavir,Genel Müdür,Bakan,Milletvekili dostlarımız onlarca büro açarak özel sektör danışmanlıkları yapmaya başladılar.Birde bu arada bir Bankerlik füryası başladı. Çaycılar, odacılar, Terziler, Emlakçılar herkes bankerlik yapıyor, küçük birikimi olanların paralarını yüzde on aylık faizle alıyor,piyasaya yüzde onbeş-yirmi faizle satıyorlardı.Tabii ki bu fürya kısa zürede sona erdi ve çok kişiler mağdur edildi.Piyasa tıkandı. Bu kez mağdur olanlar,yani parasını kaptıran lar,bunun içinde yüksek rütbeli asker ve sivil bürokratlar da var.Bu kez bu kabil kimseler işsiz güçsüz kalan ,mağdur edilen Ülkücü Gençlik olarak tanınan yürekli,gözü kara kimseleri bularak batan paralarının,ödenmeyen çek ve senetlerinin tahsil edilmesini sağlayabilmeleri işinin bataklığına sokuldular. Aslında çek senet mafyası tanımıyla alınan olgunun yaratıcıları ve buna sebebiyet verenler bu kirliliklerden sorumludurlar. Burada eğer bir utanılacak durum varsa onlar utanmalıdırlar.Ben de eşim emeklı oldu ve ikramiyesini Banker eliyle tamamını kayıp etti. Hem de salt üç ay faiz alabildi. Üç ay sonra Maliye Bakanlığı hesap uzmanlığından ayrılarak Bankerlik yapan bu şahsın Bankerlik ofisi eliyle battı. Ben niçin bu yola baş vurma dım. Ki o şahsı param parça edecek ölçekte yakın dostlarım ve beni seven sağlam arkadaşlar- ım vardı. Paraları kurtulunca iyi idiler de şimd mi kötü oldular.Doğruları söylemek, doğruları ortaya koymak dürüstlüğünü,dürüst geçinenler açık yüreklilikle ortaya koymalıdırlar.Zira bu
Yanar-dönerleri tarih zaten affetmeyecek ve doğrular birgün böyle ici taneleri gibi ortaya konacaktır.Zira “Kirliliklerin Anatomisi” adlı eserde bunların tamamına yakını yer almakta dır.
Ben basın hayatına geri döndüm. Beka Haberler Ajansını kurdum.Sayın Demirel’e takılan ada izafeten Bilpa,Bilen pazarlama ve müşavirlik diye birde ofis açtım. Orada yatırımcılara danışmanlık hizmetleri vermeye başladım.Çok kısa zamanda 50 nin üzerinde
Yatırımcının vekili sıfatiyle,yetkili müşavir olarak hizmet yürüttüm.Evimi aldım. Arabamı aldım. Evimin tüm eşyalarını yeniledim. Ve gelecekte ki siyasi çalışmalarıma yönelik olarak birikimlerde bulundum.
Bu kabil çalışmalarımı yürütürken diğer taraftanda Anavatan Partisinden Milletvekili seçilen eski Adalet Partili olan Sayın Nevzat Bıyıklı ve Dr. Abdullah Nejat Resuloğlu’nun başkanlığında Siyasi parti liderlerine konan yasakların kalkması için komiteler kurarak çalışmalara başladık.Haci Ali Demirel’in okulunda ve benim Menekşe sokakta ki büromda toplanarak konuşmalar yapıyor, kamu oyu yaratmaya çalışıyorduk. Demirel için yazdığım destanı okuyarak onun yaptığı hizmetleri dile getiriyorduk.Bir yandan da umumi vekili bulunduğum yatırımcıların Ankara da ki işlerini yürütüyordum. Yayın hayatını devam ettiriyordum.
Konsey zamanında başlayan iş takipçiliği Anap döneminde çok daha büyüyerek her tarafa kök salmıştı.Bürokratik kadrolarda ki uzman,teknokrat,yetkili ve ita amiri pozis yonunda olan şahıs ve makamların aldıkları paraların adı müşavirlik hizmetleri adını almıştı. Zaten Özal Hükümeti,”yeminli mali müşavirlik müessesini” kurmak zorunda kalmış ve bu teşkilatı kurarak teşvikli yatırımcılara ödenecek paraların hak ediş dosyalarının tanzim yetkisini bunlara vererek bürokratik kadrodan bu sorumluluğu almıştı. Yani soyuşlama işinin kirliliğini resmi dairelerden alarak dışarı özel sektöre yüklemişti. Bu operasyon işi kolaylaştır mıştı ancak yatırımcıya yeni yük getirmişti. Çünkü mali müşavir bu işi para karşılığında yapı yordu. Dolayısı ile yatırımcının Ankarada ödediği müşavirlik hizmetlerinin üzerine mali müşavirin ücreti de eklenmişti.Çünkü mali müşavirin düzenlediği evrak uzaya mı gidecekti. Yine aynı bürokratik çarkın içinde işlem görecekti. Peki mali müşavirin düzenlediği evrakı incelemek veya onaylamak durumunda ki bürokrat veya teknokrat kör veya aptal mkı? Mali müşavirin hiç kazma vurulmamış bir projeyi yarısı yapılmış,hatta bitmiş olarak gösterdiği hayali evrakları gözü kapalı mı imzalayacaktı.Hamam değişmişti ama tellak aynı tellaktı. Bu sistem,bu uygulama birkaç bankanın batmasına,yerine yeniden kurulan malum bankanında kısa zamanda eforunu tüketmesine neden olmuştu.
Tabii ki Banka Genel Müdürleri eliyle şirketlere ve yeni oluşumlara,yerden mantar gibi çıkan yeni iş adamlarına büyük ölçekte krediler verilirken takip edilecek yol ve kadrolar başka idi. Papatyalar her tarafta çiçek çiçek açmış ve baş papatyanın bahçesinde yer alan bir
Muhteremde yurtdışından ithal ettiği kendine bağlı mevi şahsına münhasır çiçeklerini önemli Bankaların baş vitrinlerine yerleştirmişti.Sonra bu çiçeklerin çoğu kısa zamanda bozulmaya, kokmaya,çürümeye başlayınca,Onurlu ve saygın Yargı organlarının kararıyla bu ulusal vitrinlerden alınarak hak ettikleri yere kondular.Ama pek çiçek sever dostlar yinede bunlara karşı ilgisiz kalmadı.Bu siyasi botanik bahçesi böylesine renkli ve hayat sürerken siyasi süreçler,zamanlarda vurguncu,soyguncu ve hayali ihracatçılar gibi gün geçtikçe ilerliyordu.
ANKARA MAMAK SEÇİM BÖLGESİNDEN MİLLETVEKİLİ ADAYI OLARAK SEÇİMLERE KATILIYORUM...
Gün geldi 1987 yılı Milletvekili Genel seçimlerinde Ankara Mamak seçim çevresinden D.Y.P Milletvekili adayı olarak seçimlere katıldım. Az bir farkla seçimi Anavatan partisine kaptırdık. Zira çok fazla ölçekte menfaat dağıtıldı.Buna karşın az bir farkla seçimi kayıp ettik.Eğer kazansaydım inanın ki tüm pislikleri, yolsuzlukları, soygunları, içi çok kirli olan ve hala kirlilik boyutları açılmayan, ellenmeyen,dokunulmayan tüm dosyaları tüm akrörleriyle açıklayacak ve bunun mücadelesini verecektim. Kimse bir şey bir yere kaçıramazdı çünkü yer ve adreslerini,kişi,kurum,makam ve mevkilerle tek tek biliyor dum. Zaten çok sevilmem,çok takdir edilmeme karşın benden çekinmenin sebebi de buydu. Benim her şeyi Basın veya Sayın Demirel’e taşıyacağımdan endişe ediliyordu.Basına sadece Anap tarafından tahsis edilen 110 bin kişilik kadronun nasıl ve kimlere dağıtıldığını, sakınca larını taşıdım.Çünkü bu çok hayati bir konu idi. Sayın Demire’e ve Basına bunu taşıyamazdım çünkü Sayın Demirelin de çok yakın çevresinde bu bataklığa düşen,tüm çamurları üzerinde sızım-sızım akan zat ve zevatlar vardı. Sayın Demirel’in tepkisini çekmeye hiç niyetim yoktu. Eğer o da gerçeği bilse o zaman beni anlımdan öperdi ama gerçekleri kabül ettirmekte o kadar kolay değildi. Çünkü etrafına çöreklenen ihanet ve menfaat konsersuyumu içerisinde yer alan bazı şahısların bulunması beni bu girişimimden alı koydu.Sayın Demirel’e gerçek manada sadık olan ve hizmet veren bendim. Aba bu hizmetlerimi onun itibar ettiği yakın mesaisinde bulunan ve benimde çok güvendiğim şahsiyetler eliyle yapıyordum. Zira onun gözünde ispiyoncu durumuna düşmek istemezdim. Zaten yeteri kadar ispiyoncuları vardı.Ne yazık ki o ispiyoncular da sayın Demirel’değil kendi zeminlerine hizmet ediyorlardı. Ben Sayın Demirel’e olan sadakat ve bağlılığımdan dolayı makam ve mevkilerimi feda ettim. Hatta Anavatan Partisi’nin Yeni Mahalle den Milletvekili yaparak,Devlet Bakanlığı verme teklifini reddettim. Buna şahit halen Ankarada ikamet eden bir Özel Kalem Müdürü arkadaşım,eğer ölmedi ise,inşallah ölmemiştir, Ana Vatan Partisinin çekirdek kadrosunda yer Alan ve benimde çok sevdiğim,değer verdiğim hemşehrim İsmail Saruhan bunun şahididir.
I987 Seçimlerinden sonra “GÜÇLÜ TÜRKİYE” alı mevkuteyi yayın hayatına geçir dim. Gazeteye Anap kadroları da ilgi göstermesine karşın ben gazeteyi DYP ağırlıklı olarak yayın hayatına devam etmesini istedim. Zira DYP nin kadrolarının,yani Adalet partisinin sırtından köşeyi dönenler artık bu kadrolardan uzak duruyorlardı. Bende bu nedenle DYP nin sesi olma yolunu seçmiştim.Bir yandan gazetemi yayınlıyor,diğer yandanda özel sektör müşavirliği hizmetlerini yürütüyordum.
1991 yılında yine DYP den Ankara Milletvekili adayı olarak seçimlere katıldım. Ancak yine seçimleri kayıp ettik.
Ben Bürokrasiye geriye dönmeye karar verdim. Başbakanlığa baş vuruda bulundum.
Devlet Bakanlarıyla görüştüm. Bu arada Başbakanlık Müşaviri dostum ve daha önce beraber çalıştığım Seyhun Tunaşar,”sen bu aşamadan sonra gelip bir zamanlar senin odana randevu ile girme durumunda olanların içinde müşavirlik yapacağına Kitlerde Yönetim Kurulu üyeliklerini al ve kendi işini de yürüt gelecek seçimlere kendini hazırla şansın çok yüksek,sevilen,çevresi olan yetişmiş adamsın” dedi. Bu benimde düşünceme yatkın bir öneriydi.Ancak itibarımın iade edilmesi gerekiyordu.Parlamentoya giren arkadaşlarımda bu anlamda düşünüyor ve benim Başbakanlığa geriye dönmemi istiyorlardı. Bu nedenle de Başba kanlık da “ Bakanlıklar arası Koordinasyon işlerini yürütecek olan bir danışmanlık biriminin ihdas edilmesini,bu birimin başına da benim gelmemi istediklerini beyan ediyorlardı.Bu konu da beni çok destekleyenlerin olmasına karşın istemeyenler de vardı.Hatta bu konuda yazılacak olan kararnamemin Cumhurbaşkanı Özal tarafından onaylamamsını isteyenlerde teyaküz du- rumuna geçmişlerdi. Ben bu kadro içerisinde yer alan bir Bakana kendi makamında ve kendi yakınları nezdinde en ağır ve en açık bir şekilde küfrettim.
Bu küfrettiğim şahıs kabinenin as bakanı ve sayın Başbakanında en yakınında yer alan birisiydi. Ama tabanda ve teşkilatta hiç sevilmeyen biri idi.Ne yazık ki bu zatta kontenjandan milletvekili oldu ve Sayın Demirel’in de daima yakın çevresinde yer aldı. Fakat Anap kadrolarının da en içinde yer alıyordu.
KALP KRİZİ GEÇİRİYORUM
Bu hırs nedeniyle 2 gün sonra kalp krizi geçirdim. Çünkü bu şahsı vurmayı dahi düşündüm. Eğer o gün zaten karşıma çıksaydı kesin olarak vururdum. Çünkü o makamlar önce benim hakkımdı.Mücadele eden bendim. Yasakların kalkması için yaptığımız çalışma ları hiçbir babayiğit göğüsleyemezdi. Konseye,askeri