ŞECAATTİN  ZENGİNOĞLU

Araştırmacı Gazeteci-Yazar-Şair,Kültür Bakanlığı İlim ve Sanat Eseri Sahipleri Merkezi  (İlesam ) Asil Üyesi.

Emekli Üst Yönetim Bürokratı(Başbakanlık eski Basın ve  Halkla İlişkiler Müşaviri)

İzmir Atatürkçü Aydınlar ve Sivil Toplum Kuruluşları Ulusal Birlik Platformu Başkanı

Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı

Türk Dünyası ve Akraba  Toplulukları  Hizmet Derneği Dnt. Kurul Başkanı(eski başkan.)

WEB  SİTESİ

www.szenginoglu.com

DOĞUM  YERİM  VE  ÇOCUKLUK  HAYATIM

              Doğu Karadeniz’in doğa harikası Artvin İli Şavşat İlçesine bağlı bulunan “Şenköy” de 12.12.1942 yılında doğdum. Nüfus kaydına göre doğum tarihim 1941 olarak yazılı olması na  karşın  esas doğumum tarihim 1942 dir.

             Şenköy ,Çoraklı Köyünden ayrılma genç bir  orman içi  köyü’dur.

             Ortaokulda  öğrenci olduğum yıllarda “Çoraklı Köyünden” ayrılarak  müstakil köy olma statüsünü kazandı.

             Halkı son derece şen,neşeli ve şakacı olduğu için adına “Şenköy” adı verildi.

            Şenköy ,Doğu tarafında  orman  ve çeşitli ağaçların yer aldığı meralar,tarla ve çayırlarla,Kuzey tarafında “cunta tepesi” adlı bir  dağ silsilesi, İşgal yıllarından kalma kilise ve şatolarla,Batısında Çoraklı ve Şalcı Köyleri,Güney tarafında Atalar ve Saylıca Köyleri yer almaktadır.Köyde Arpa,Buğday,Mısır,Çavdar,Patates yetiştirilir.Her türlü meyve vardır.

Fındık,Kızılcık,Dut,Kiraz,Elma,Armut,erik,Ayva ,Ceviz  yetiştirilen  başlıca meyve ağaçları nın  başında yer almaktadır.

            Şenköy,toplam 6 mahalleden meydana gelmiştir.2 mahallesi  köyden  uzakta yer almaktadır.Bu 2 mahalle ormanlık ve ekilen,biçilen tenha arazilerde yer almaktadır.Bunlar “Matigil ve Kuşolar “ adıyla anılan mezra niteliğinde olan küçük mahallelerdir.Diğer mahalleleri “Şavta, Havt,Opotav ve Roklar” adını taşımaktadırlar.Kar yağdığında  bu  mahalle ler arasında günlerce ulaşım kesilebiliyor.Yollar karlarla kapatılıyor.

           Şenköy’ün en kalabalık ailesi “Roklar” adı ile anılan  bizim ailedir.Aile Soyadımız” Zengin”dir.Ben Mahkeme kararı ile “oğlu” sözcüğünü ekleterek soy adım’ı “zenginoğlu” olarak tescil ettirdim. Zira  öğrencilik yıllarımdan itibaren hep” zenginoğlu”  imzasını  ve soyadını  kullanıyordum. Ve sonuçta bu soyadı  aldım.

            “Roklar familyası “ köyde yaklaşık 50 hane kadardır.Sayısal olarak 500 kişinin üzerinde nüfusa sahip bulunmaktadır.”Roklar ailenin” yoğun olarak yerleştikleri Bursa, İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer illere yerleşen  aile ve bireyleri de bu rakama  eklenirse “Roklar’ın  nüfusu “ 1000 rakamını öteye  aşar.

            Ben “Roklar” ailesinden “Mustafa Zengin’in” en büyük oğluyum. Benden başka bir erkek üç kız kardeşim vardır.Erkek kardeşim Selahattin Zengin  emekli Tekel Müdürü olup Şenköy de ,Üç kız kardeşim de  Bursa da yaşamlarını sürdürmektedirler.

            1Nisan 1978 yılında 63 yaşlarında iken zamansız olarak  vefat eden “Hacı Rok Mustafa Çavuş adı ile maruf” Babam” Mustafa Zengin”  daha çok  yol,köprü ,içme suyu yapımı  gibi işlerle iştigal eder,ekseriyetle büyük müteahhitlik firmalarının taşeronluk işlerini  yapardı.Çok çalışkan,aktif bir  insandı.Bu nedenle ev,arazi ve hayvan bakım ve besleme işlerini  annemle ben yapardık.

             Bizde Köylüler  gibi,çiftçilikle, hayvancılıkla geçimimizi sağlardık.Babamın  kazandığı  parayla arazi alırdık.Şeker,Tuz,giyecek,ilaç gibi ihtiyaç maddelerini sağlardık.

             Dedem  çok varlıklı olmasına karşın, Babam annemi kaçırmak suretiyle evlendiği için dedem babama arazi,ev,hayvan vermemişti.

Babam çalışarak çok büyük ölçeklerde arazi aldı.İki katlı bir ev yaptı.Şu anda  erkek kardeşim Selahattin Zengin’in kullanım ve tasarrufunda olan arazilerimiz,köyün en büyük ve en verimli arazilerini teşkil etmektedir.Bizim orada köylü ; şeker,tuz,giyecek ve tekel maddeleri dışında kalan  tüm gereksinimlerini  kendi yetiştirdiği ürünlerden ve besledikleri küçük ve büyükbaş hayvanların satışlarından  elde edilen  paralarla sağlarlar.

               Bir orman içi Köyü olan” Şenköy” yakacak ve kışın ısınma gereksinimini orman ağaçlarından sağlamaktadır.Yakın zamana dek ulaşım ve yük taşıma aracı olarak “at,katır” kullanılırdı.Arazi işlerinde de keza yakın zamana dek taşıma  ve tarla sürme işleri kağnı arabası ve karasabanla veya öküzle rin çektiği pulluklarla  sağlanırdı.Ben at sırtında  veya kağnı ile “ arpa,buğday,çavdar,mısır”ı değirmende  öğüterek un yatım. Tarla sürdüm. Kağnı ile ot ve odun taşıdım.

Bu işleri yaptığımda 9-10 yaşlarındaydım. Tabii ki bu zorlu maraton 1960 yılına değin sürdü. Lise öğrenimine başladıktan sonra artık bu kabil işlerden uzak kalmaya başladım. Zira diğer kardeşlerim benden boşalan nöbeti devir almışlardı.

             Yakın tarihe dek,köyler aydınlanma gereksinimi  petrol lambalarıyla giderirlerdi.  Şimdi elektrik geldi. Yollar yapıldı ve köylere geç de olsa uygarlığın nimetlerine kavuştular.

 Benim çocukluk dönemimde  maalesef bunların hiçbirisi yoktu.

            Biz Çocukken dünyayı,köyümüz ve komşu köyler ve yaylalarımızın boyutu kadar biliyorduk.O’ndan ötesini bilecek veya görecek boyutta bir ufuk zenginliğimiz yoktu.

99 hatta 115 yaşına  değin  yaşayan bir çok köylü bu yaşına rağmen eğer mahkemelik bir işi olmamışsa  kasabayı bile görmeden ölüp gitmekteydi. Tabii  bu sözüm bayanlar için. Çünkü erkekler askerlik görevi nedeni ile köyden çıkıp etrafı görme ve tanıma şansına sahiplerdi. Ancak kadınlarda bu şans maalesef yok denecek kadar azdı.

           Anne ve babamızın  vereceği işten arta kalan zamanlarımızda saklambaç, körebe, mila , birdurbir,çota,kojo,adlı oyunlar oynardık.En güzel oyuncaklarımız, kendimizin çakı ve keser kullanarak tahtadan yaptığımız oyuncaklar  ile kışın kaydığımız kızaklardı. Başka türlü bir oyuncağımız hiç olmadı.

O zaman yaşayamadığım  çocukluğumu  bugün kendi çocuklarımda ve torunlarımda yaşamak  tayım. Onların her istediklerini aldım ve almaktayım.Bilhassa oyuncak ve giyecek konusunda onlara hiç itiraz etmedim ve etmiyorum. Ne istedilerse  olanaklarım ölçüsünde,hatta olanakla rımı bile zorlayarak  ucuz, pahalı demeden  hepsini almaya özen gösterdim ve gösteriyorum. Çünkü onun acısını, burukluğunu, ezikliğini çok çektim . Bu nedenle  çocuklarımın  ve torunlarımın  isteklerini  karşılamayı  en büyük ödev ve görev olarak algılamaktayım.

           Çok geniş bilgi birikimim ve anılarım  olmasına karşın, hafızamda  bana oyuncak alan,istediğimi alıp giydiren bir yakınımın  veya bir şahsın olmamasının  eksikliğini  65 yaşım da bile hala hissediyor ve yaşıyorum.Bu nedenle  onların her istediğini yerine getirmeye özen gösteriyorum.Doğrusunun da bu olduğuna inanıyorum.

           Yeniden Köy hayatımızdan söz etmeye  dönecek  olursak  şunları söyleyebiliriz;

           En iyi atı,en iyi öküzler,en iyi inek ve koyunları olan köyün en ileri geleni sayılıyordu. Hele-hele biraz da kendine yetesiye arazisi varsa o aile, köyün en itibarlı  aileleri  grubunda yer alıyordu.

           Sonraları, ölçütlere  eğitim öğretim faktörü eklendi. Evin de  öğretmenlik tahsili yapmış  veya yüksek öğrenim görmüş birisi varsa o aile itibar görmeye başladı. Bu kez birbirleriyle yarışmak için herkes çocuklarını okutmaya yöneldi.

           Köylü, okuyanı, öğrenciyi, tahsilli olanı çok seviyordu. Adeta bu gibi insanlara herkes bağrını açıyordu.Bu nedenledir ki, Artvin- Şavşat ilçesinde tüm köylerin de  öğretmen okulu,yüksek okul,fakülte  yani ön  lisans seviyesinde eğitim öğretim  görmemiş bir aile nerdeyse kalmamıştır. Bu olgu artık yüksek lisans, doktora  seviyesine çekilmiş ve bu ölçekte gelişme sürecine girilmiştir.En az öğrenim Lise ve sanat okulu veya öğretmen lisesi,meslek liseleri seviyesindedir.

          Bu nedenle de bu gün ülkemizin her köşesinde, her kurum ve sektörde, hemen-hemen her derecede Artvin-Şavşatlı veya Artvin ilinin diğer ilçelerine mensup insan kaynaklarına  hiçte küçümsenmeyecek oranlarda rastlanmak mümkün olmaktadır..

          Ailem arazi ve hayvan sayısı bakımından varlıklıydı. Gazyağı ,Tuz, Şeker, Çay, Kahve ile giyim  dışında  hiçbir şeyi dışarıdan almazdı.Aile olarak büyük-küçük hepimiz çalışır iş yapardık. Küçükler kuzu otlatır,biraz büyükler koyun ve sığır güder, aile büyükleri de tarla ve çayır,bağ ve bahçe işlerinde çalışırlardı.Bende bu süreçleri  yaşadım.

          Çocukluk süreçlerimi  anımsadığımda, sekiz yaşına kadar çektiğim  mesane taşının verdiği dayanılmaz acıları nedeniyle  çığlıklarla ağlayışımın yankılarını, babamın beni bir kum kamyonu üzerinde  Artvin Devlet Hastanesine götürerek “op.Dr.Kemal Bey “adlı  bir doktora ameliyat ettirdiğini, daha ameliyat yeri iyi olmadan taburcu edilerek yine bir  kamyon yükü üzerinde Şavşat’a,oradan da babamın sırtında 27 km lik yolu kat ederek köye gittiğimizi   daha dün gibi aynı tazeliği ile  hatırlıyor ve yaşıyorum..

          Yaramın pansumanını  hastanede öğrendiğim kadarıyla kendim yapıyordum.Ameliyat   yarası tam kapanacaktı ki, evin yanında ki elma ağacında kuş yuvasından gelen yavru kuşları sesleri  nedeni ile ağaca çıktım.Ve ayağımın kayması sonucunda yere düştüm ve ameliyat yerim yeniden açıldı.Korkunç bir kanama oldu. Annem korkusundan çığlıklarla ağlıyordu.Bu anı hiç unutamıyorum.Bende çok korktum. Çünkü yaram kanama yapmıştı.

  2-İLKOKUL’a  BAŞLIYORUM

    Ameliyat yeri  kapanınca  İlkokula yazıldım.Bu ameliyat nedeni ile İlkokula  8,5 yaşlarında iken başladım.Zaten hastalık nedeni ile de pek gelişememiştim.Okulunda en küçük   ve en  cılız  öğrencisi idim.Fakat ikinci sınıftan itibaren toparladım ve bende okulda arkadaşla rımla oynamaya başladım. İlk yıl ameliyat yerimin acıması nedeni ile arkadaşlarımla oynaya- mıyordum. Oyunlardan,itişmek-kakışmaktan uzak duruyordum. Çünkü; acı duyuyor ve yeniden  açılmasından korkuyordum. 

           İlkokul Çoraklı Köyünde idi. Bizim evle arası  yaklaşık  4 kilometre kadardı. Kış aylarında tahtadan yapılma çantama kızak gibi binerek,kaymak suretiyle yarı yolu kat ederim. Geriye dönüş dik olduğu için  zorluk çekerdim.Kar yağınca yollar kapanırdı.Yol açılmadan  okula gidemezdik.Çamur ve yağmurlarda çektiğim sıkıntıyı daha dün gibi anımsıyorum.   

           Bizim zamanımızda  ilkokul 5 yıl süreli idi.Son sınıf bitirme sınavları vardı.Tüm dersleri  pekiyi de olsa bitirme sınavlarında başarılı olamayan  sınıf geçemez ve okulu bitiremezdi.    

           Bitirme sınavları sırasında  sağ ayağıma   inşaat çivisi battı. Alttan girdi,üstten çıktı. Ayağımın o acıları arasında sınavlara nasıl girip-çıktığımı dahi bilmiyorum. Çok ıstırap çektim. Okulu yinede başarı ile bitirdim.                 

                İlkokuldan sonra  öğretmen okulu sınavlarına girerek yatılı okumayı düşündüm. Çünkü tüm  arkadaşlarım aynı yolu tercih etmişlerdi. Ama  içimden kendisine karşı sıcak hisler beslediğim  kız arkadaşım ”sende mi öğretmen olmak istiyorsun? öfff.!”dedi.

Bu söz üzerine  bu düşüncemden vaz geçtim

           Ortaokul’a kayıt olmaya karar verdim. Ancak bu karar vermenin rizikoları de vardı.

O’ rizikolarda  en başta  ekonomik meseleler idi. Çünkü ilçede ev kiralanacaktı. Yeme içme derken  her ay  ve her yıl  köy koşullarına göre aile bütçesine   hiçte küçümsenemeyecek bir yük getirecekti.Bu giderleri aşağıya çekebilmek için hafta sonları ve tatillerde köye gelerek, köyden yiyecekleri  kasabaya taşımak gerekiyordu. Köyle şehir arası,yani ortaokulun bulun duğu Şavşat ilçe merkezi 27 kilometre idi. 12-13 yaşlarında bir çocuğun 27 kilometre mesa feyi, haftalık yiyeceği sırtında  yolculuk yaptığını düşünürseniz işin  zorluğunu anlarsınız sanırım!

          Bütün bunların yanında bir zorluk daha  vardı.O da” köy geleneğine göre ortaokula gitmeden eski Türkçeyi,yani  Kuran-i Kerimi okumayı öğrenmek, hatim  indirmek  zorunlu luğu” idi. Kuran’ı okumayı öğrenmeden ailemin beni ortaokula göndermesi olası  değildi.Bu nedenle zaman kayıp etmeden  ilkokulu bitirir-bitirmez derhal Çoraklı Köyü Camii medrese sine yazıldım. O zaman bizim köy çoraklı köyüne bağlı idi. Amcam’ın da yardımı ile gece gündüz çalışarak 2 ayda  32 cüzü okuyarak “hatim “indirdim.Yani Kuran-ı  Kerim’i  okuma yı  öğrenerek  bu engeli aşmayı başardım. 

          3-  ŞAVŞAT ORTA OKULU’na  KAYIT OLUYORUM

              Anne ve Babamı da ikna ederek  Şavşat ortaokuluna kaydımı yaptırdım.4 arkadaş eski bir binanın giriş katında yer alan  tek odayı kiralayarak  okula başladık. Köye giderek yiyeceğimizi getiremediğimiz zamanlar fırından ekmek alarak  zeytin, helva ,peynir,çay gibi bir-iki kalem yiyeceği katık ederek  idare etme yollarını tercih ettik. Sonra tek odalı bir yer kiralayarak tek başıma  kalmak zorunda kaldım.Çünkü sohbetten, gürültüden ders çalışamıyordum.

             Yağmur yağınca şehir elektriği kesilirdi. Petrol lambası ile ders çalışırdık. Gaz yağı alamadığımız da  mum  ışığında  ödevlerimizi yapardık. Pantolonlarımı da yatağın altına koyarak  ütülenmesini  sağlardım. En beceremediğim iş çamaşır yıkamaktı.

             Okul dönemini böyle devam ederken yaz aylarında da köyde tarlalarda çalışarak aileme yardımcı oluyordum.

             Bir yandan da çok sevdiğim Edebiyat öğretmenim ünlü yazar Fakir (Tahir) Baykurt’un verdiği ödevler nedeni ile köyde  derleme  çalışmaları yapıyordum.      

            Kompozisyonu iyi olan arkadaşlara ödev vermişti” köyünüzde  meydana gelmiş olan enteresan olayları yazın” diye görevlendirilmiştik. Bir yandan da  köyde bunları yazıyordum.  Nitekim, Fakir BAYKURT Hocam’ın  bizim öğretmenimiz olduğu zaman  yazdığı  ve bizim yöreye ait olan “Efkar Tepesi” adlı kitapta yer alan “Kaplıca’nın camları,Katı su,Kör Bıçak “ adlı hikayeler benim köyüme  aittir ve benim yazdığım kompozisyon ödevlerinin hikayelendirilmiş şeklidir.

            Ben de  Şavşat Ortaokulu’nda 1958 yılında “Işık “ adlı duvar gazetesi yayınlamaya   başlamıştım. Bu benim gazeteciliğe ilk adım atışımın  temel taşıdır.Ben “Hukukçu”olmayı düşlerken,Edebiyat öğretmenim Fakir Baykurt ile olan yakın ilişkilerim, ona beslediğim sevgi nedeni ile  basın-yayın , fikir ,düşünce  yolu ile ülke ve ulusuma  hizmet etme yolunu seçmiş oldum. Temel etken, öğretmenim ve  köyde ve çevrede yaşadıklarımın  toplum, Kamu oyu ve ülke nezdinde mücadele edilerek çözümlenebilmeleri  yolunda çalışmak koşuluyla,o yörenin bir evladı olarak halkımıza yararlı olabilmenin  ideale dönüşen  sevdası ve kararlılığı idi.Bu doğrultuda yaşama  ve bir mücadele bayrağı açma  fikriyatı ve kararlılığı idi..

           Şavşat Ortaokulunu 1960 yılında  bitirdim. O yıl  babamın işleri iyi gitmediği için  Liseye devam  edemedim. Köyde ticaret işleriyle uğraştım. Şehirden veresiye aldığım  kumaş ve giysileri   köye getirerek sattım. Onlardan elde ettiğim  kar paraları ile  1961 yılında Artvin Lisesine kaydımı yaptırdım.

            4-  LİSE ÖĞRENİMİNE BAŞLIYORUM

Vilayet merkezinde ikamet eden ve köylümüz ve uzaktan da akrabamız olan “İlhan KUŞ”adlı hemşehrimin Kayınpederine ait apartmanın  giriş katında bir odayı 3 arkadaş kiraladık.

         Tesadüfen Lisede ki Edebiyat öğretmenim  Mehmet Ali Zeybek de aynı binanın en üst katında kiracıymış. Birde kardeşi vardı.Adı, Selahattin Zeybek. O’ ada bizimle  aynı lisede  öğrenciydi.

         Kösele ayakkabıyı  şık takım elbiseyi il kez Lise öğrencisi iken giydim. Ondan önceki süreçlerde ne bulursak giyerdik. Fakat Lise öğrencisi olunca Babam kesenin ağzını açtı ve gayet şık,düzgün kıyafetle okul hayatıma devam ettim.Zaten kendim de para biriktirmiştim.

         Kısa sürede şehre,çevreye intibak ettim. Edebiyat öğretmenimin de dikkatlerini çekmeye başladım.Edebiyat öğretmenim Mehmet Ali Zeybek’in de teşvikleriyle yerel gazete-

Lerle temasa geçtim.Şehir hayatını inceleyince yaşam koşullarının çarpıklığını, adaletsizliği, bir şeylerin  yanlış gittiğini daha o zamanki kapasitemle hemen gördüm.Zira çok rahat ve köy koşullarına göre çok gelişmiş hayat standartlarında yaşayan şehirliye karşın,şehirlinin tüm  yeme,içme,beslenme gereksinimlerini karşılayan köylü  zorluklar içerisinde çile çekerek yaşı yordu. Burada bir sosyal dengesizlik, uygulamada ve yerleşik nizam ve intizamda yanlışlık ve haksızlıklar vardı. Bunlar benim körpe dimağımı meşgul ediyor ve beni kamçılıyordu. Ama ne gelirdi ki elimden? Gencecik bir Lise öğrenci siydim. Fakat hırsla yarınlara bakıyor ve bu sorunları çözebilmek için her türlü mücadeleye taliptim.

          İlk kez, ” Serhat Artvin “ Gazetesi’ne  gittim.Sahibi” Rıdvan Şengün” ile tanıştım. Çok iyi karşıladı.Yüzü gülen,babacan iyi bir şahsiyetti. Bundan da cesaret alarak yazdığım güncel şiirlerim ve yerel konulara ilişkin yazı ve haberlerim”Artvin’in Sesi Gazetesinde” yayınlanmaya başladı.Bunu röportajlarım izledi.Diğer gazetelerle de tanışıp dost oldum. Artvin’in sesi,Hür Çoruh,Demokrat Çoruh Gazetelerinde de şiir ve yazılarım yayınlanarak  benim gazetecilik hayatım mahalli ölçekte  başlamış oldu.

         Sınıfta Mümessildim.Okul Muaşeret Kolu başkanı seçildim.Yeşilay Cemiyeti

Artvin  Mümessili oldum. Çocuk Esirgeme Kurumu Artvin şubesinde faal görev aldım. Kızılay Derneğine üye oldum.Sanki  sosyal ve toplumsal konulara ilişkin çalışmalar için  doyumsuz bir açlık vardı bende.24 saatlık zamanın tümünü  bu kabil çalışmalara sarf etmek istiyordum.Bu bir hırs mıydı. Yok sa  hudutsuz bir insan sevgisi miydi? Vatan ve hizmet aşkı mıydı?bilemiyorum!Ancak  şimdilerde anlıyorum ki, kişiliğime hakim olan  hudutsuz vatan ve millet aşkı bende yaratılıştan itibaren vardı. Zira o gencecik yaşlarda  çok büyük bir hırs ve azimle beni bu  yoğun faaliyetlere sürükleyen ruh bugün sahip olduğum “vatan ve milliyet aşkı ve  ülküsü” ruhu  aynen örtüşüyor.Ulu Önder Yüce Atatürk’e olan aşk ve bağımlılığımda bu ruhtan kaynaklanıyor. Çünkü can pahasına sevdalı olduğum vatan ve Ulusumuzu bize bahşeden, kazandıran,koruyan,kurtaran ve yücelten Ulu Önder Yüce Atatürk ve onun ilkeleri, Ülküsü, Fikir ve düşünceleri yolunda her şeyimi adamıştım.

         Artvin de okul idaresinin ve  vilayet ileri gelenlerinin,Mülki idarenin dikkatlerini çekmeye başladım.Boş bir dakika vaktim yok.Üstelik  matbaacılığı öğrenmeye karar verdim. Ve boş  kalabildiğim  saatlerde de Matbaaya giderek kumpasla yazı diziyordum. Hurufat kasasını, yazıların provaya çekilmesini, çember bağlamasını, makinenin kazanına çemberi yerleştirmesini ve baskı yapmayı,forsayı,mizantereyi,vizoyu,takatukayı kullanmayı,prova almayı,tashih yapmayı,kağıtların gramajlarını,matbaa mürekkeplerini, boya karışımı ile renk elde etmeyi öğreniyordum. Ve bir yıl içerisinde de bunları öğrendim.

         Artvin merkezde tüccar olan ve çok sevilen” İsmet Karahan” adlı bir büyüğümüz bana “fırtına” adını  verdi. Foto İlhan Gök  Yiğit, Gazeteci Aytekin  Halvaşı,Tüccar Cevdet Demir, Süleyman Yıldırım gibi ileri gelenler beni açıktan destekler  duruma girdiler. Zira yazdığım yazılarla bazı çevreleri, hatta  bazı öğretmenleri rahatsız etmeye başlamıştım.

        Öğrenimimin 2. yılı sonlarına doğru “ İsmet Karahan” amca bana”-fırtına,sana bir matbaa kuralım.Ben kefil olayım,sana kredi alalım,sen bu işi yürütürsün hem de hepsinden daha iyi  faydalı olursun,borcunu da rahatlıkla ödersin” dedi.

        Bu söz beni çok heyecanlandırmış ve cesaretlendirmişti.Bu söz üzerine Esnaf ve Kefalet odasına gittim. Orada  bana kayıt ve kredi baş vurusu için formlar verdiler.Bende  Matbaanın  ve yayınlayacağım gazetenin adına “fırtına” ismini koyarak  formları doldurarak  ilgili memura verdim.İsmet Karahan kefalet senetlerini imzaladı ve kredim hazır hale geldi. . Bu sıralarda Artvin’e gelen Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosundan Sit Arif Terzioğlu ile tanıştım. Sait Arif Terzioğlu çalışmalarımı beğendi ve bana Cumhuriyet Gazetesinin Artvin Muhabirliğini  sağladı.

        Artık bir matbaa  kurma hazırlığı içindeydim. Ve satılık matbaa aramaya başladım.  Ankara da  devren bir matbaanın satılık olduğunu  Hürriyet Gazetesi ilan sayfasında okudum Nasıl olsa Sait Arif Terzioğlu’nu da tanıyordum .Bu düşünceden de cesaret alarak Ankara’ya  giderek  satılık olan matbaayı görmeye karar verdim.

        Transistorlu bir radyom vardı. Radyomu,kol satımı sattım. Cebimdeki harçlık parama ekleyerek 1963 yılı Eylül ayı başlarında Ankara’ya hareket ettim.

         5- ANKARA’YA HAREKETİM  VE YENİ BİR  SÜRECİNİN  BAŞLAMASI

              Güneş’in Karadeniz ufuklarında “ altından bir top” gibi parıl-parıl parlamaya başla dığı  bir vakitte,  deniz kıyısında yer alan Hopa ve Arhavi  ilçelerimizin Karadeniz kıyı boyu devam eden kara yolunda Ankara’ya doğru yol alırken ben  Karadenizi ve üzerinde yol alan  gemileri,yalpa yapan teknelerini hayranlıklarla izliyordum.

              Bir acı gerçekle daha yüzleşiyordum bu hayranlıklar arasında. O gerçekte şuydu:        

             Bu  yörenin çocuğu olmama karşın  binlerce  Artvinli gibi bende denizi ve birbirin den güzel  bu iki ilçelerimizi  ilk kez  görüyordum. Çok üzüldüm. Kendimi ve içinde  yer aldığımız koşulları hep yargılayarak yoluma devam ettim.Zira Hopa ve Arhavi doğa harikası, eşsiz,benzersiz güzelliklere sahip muhteşem  ilçelerimiz…

             Rize’den hava karardığı zaman geçtik. Trabzon da  otobüs mola verdi.Burası bir başka  güzellik taşıyan tarihi bir şehirdi. Mola süresince  şehri,şehirden Karadeniz’i  izledim.

             Otuz dakikalık bir moladan sonra  muavin yolcuların yerlerini almasını anons etti.Bende” Fatih Parkı’nı” bu kısa sürede ziyaret ederek otobüse dönmüştüm. Otobüsteki yerlerimizi alarak Ulusoy Firmasının usta kaptanlarının yönetiminde Ankara’ya doğru yol almaya devam ettik.Giresun,Ordu ve Samsunu  geceleyin geçtik.

              Merzifon’a girdiğimizde şafak söküyor, tanyeri ağarıyordu. Amasya ve  Çorum illerini gündüz gözüyle geçtik.

              Ankara’ya  girdiğimizde hava yeniden kararmaya başlamıştı.Otobüsten indik

Ben daha önce Artvin de iken adres aldığım  Artvin Yusufeli İlçesinden Niyazi Doğru  adlı bir hemşehrimiz’in  sahibi olduğu   Işıklar caddesinde ki  Işık Palas oteline gitmek üzere yayan hareket ettim.

              Çok aramadan oteli kolaylıkla buldum. Zira kime sordumsa oteli bana tarif ettiler. Otele geldiğimde hava kararmıştı.

              Resepsiyonda kaydımı yaptırıp oda anahtarımı aldıktan sonra odama çıktım. Valizimi koydum ve otel salonuna indim.

Salonda bay ve bayan  otel sakinleri oturuyorlardı.Bu tablo bile bana enteresan gelmiş ti . Çünkü  böylesi bir otelde ilk defa kalıyordum.

              O gece otelde yatıp dinlendim.Sabahleyin kalktım ilk iş olarak,  otele çok yakın yerde ofisi bulunan  Artvin Senatörü Av. Fehmi Alparslan’ın bürosuna gittim.Ofiste epeyce bir süre bekledim ve kendileri geldiler.Artvin den ,daha doğrusu seçimlerden tanıştığımız için beni çok iyi karşıladılar.Kendisinden iş istedim.Ve oradan ayrıldım.

              Kızılay Genel Sekreteri Artvinli hemşehrimiz  Babür Ardahan’ı ziyaret ettim. Oradan Adalet Bakanlığında Tetkik Hakimi olarak görev yapan akrabamız  Adnan Yılmaz Cengiz’i ziyaret ettim. Ve böylece O gün bitirdim.Kızılay da bu günkü  yeni ve modern binalar yoktu.

Kızılay meydanında ki Gökdelen binasının yapılmasıyla  Kızılay da  imar ve inşa işleri hızlandı.Ulus ve Anafartalar caddesi daha popülerdi.

              Kızılay’dan yürüyerek Ulusta ki otele gittim.O gün otelde  Narine Şeker adlı bir hanımefendi ile tanıştım. Narine hanım oldukça güzel,bakımlı ve kültürlü bir kadındı. Otel sahibi Niyazi Beyin de Narine Hanıma  yakın  bir ilgi duyduğu  her halinden  belli oluyordu.

              Narine Hanım aslen Sivas Divriğili ve çok iyi bir ailenin kızı imiş.. Ancak iş hayatında zarar etmişler ve İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş. Oda o otelde kalıyordu.

              Narine Hanım beni çok sevdi. İki de yetişkin oğlu vardı. Ben kendisine “Narine anne” diye hitap ediyordum.O da bu hitap şeklimi pek beğeniyordu.

             Ben  Ankara’yı gördükten sonra ister istemez Artvin’le Ankara arasında ki çok büyük ölçeklerde ki farklılıkları mukayese ettim ve Artvin de  mücadelenin“Donkişot’un değirmenler le savaşı”ndan başka bir şey olmayacağı  gerçeğini görünce “Artvin’e” gitmekten vaz geçip tahsilime Ankara da devam etmek,Ankara da kalmak ve mücadeleyi buradan  sürdürmek kararını aldım. 

              GAZETEYE MUHABİR OLARAK GİRİYORUM

                Bu nedenlerle de iş aramaya başladım. Gittiğim birkaç yerden kısa vade için tatmin- kar bir yanıt alamadığımdan aynı amaçla  Cumhuriyet Gazetesi’nin  Kızılay Bulvar üzerinde bulunan Ankara Bürosuna gittim. Orada Artvin de tanıştığım  ve muhabirliğini yaptığım Sait Arif Terzioğlu ile görüştüm.Sait Arif Terzioğlu’nun tavassutu ile  Rüzgarlı sokak da  idareha- nesi bulunan “Adalet Gazetesine” gittim. Sonradan Ankara Senatörü olarak seçilen Gazete idari işler Müdürü Yiğit Köker Beyle görüştüm ve “polis-Adliye muhabiri” olarak işe alındım.

             Gazeteye alınmam  benim kadar Narine Şeker Hanımefendiyi de sevindirmişti. Narine Hanım otelden ayrılarak  Sıhhiye-Ataç Sokak da akrabalarına ait bir daireye taşındı .Bana da beraber gelmemi   yalnız olduğu için” beraber kalabileceğimizi” söyledi. Bu habere de ben sevindim. Ve otelden ayrılarak Ataç sokakta ki kaloriferli 2 odalı küçük bir daireye yerleştik.

             Bundan sonra  hemen  kaldığım yere çok yakın olan  Atatürk Lisesinin Akşam  bölümü ne  kaydımı yaptırdım.Gündüzleri çalışıp geceleri okumak, okulumu  tamamlayarak öğrenimi- me devam edebilmek için.

             Kısa sürede çevreyi tanıdım.İşimi kavradım.Şehir haberleri,Adliye ve polis haberleri-

ne yönelik olarak çalışıyordum.Çalıştığım gazete  siyasi tandans olarak  Demokrat Partiyi ve yeni kurulan Adalet Partisini  destekliyordu.Ama benim gözüm hep C.H.P   de idi. Bu neden-

Lede gazeteye çok yakın yerde olan C.H.P Genel Merkezine ve onun alt katında yer alan Ulus Gazetesine  gidiyordum. O çevreyi yakınen tanıma fırsatı buldum.Konuşmamı geliştirmek için T.B.M.M giriş kapısında  bulunan Halk Evleri” DKD” kursları düzenlemişti. Dinle,Konuş,Düşün  söccüklerinden meyfana gelen bir tanımdı bu. Bu kursalara devam ettim. Ve çok yararlandım bu kursatan. Halk Evleri Başkanı Tahsin Banguoğlu  isimli renkli bir şahsiyetti.

            İsmet İnönü’yu,Prof.Dr.Turhan Feyzioğlu’nu,Kemal Satır’ı,Emin Paksüt’ü,Ferit Melen’i,Kasım Gülek’i,Orhan Öztrak’ı,Suphi Baykam’ı,Ali İhsan Göğüş’ü,Bülent Ecevit’i, Cihat Baban’ı,İbrahim Cüceoğlu’nu,Av.Sertaç Tüzün’ü,Doğan Araslı’yı,Hüseyin Günday’ı, Erkin Topkaya’yı,Sabri Ünal Erkol’u,İsmet ve Çetin Atalay kardeşleri  bu süreçte tanıdım.

             Çok hareketli,ufak-tefek gencecik bir muhabir olduğum için İsmet İnönü bana “Ateşpare” adını takmıştı.

             C.H.P  Gençlik Kolları Genel Başkanı  Doğan Araslı  Karslı idi. Ve partide çok sevilen ağırlığı olan birisiydi. Bende Artvin-Şavşatlı olduğum için hemşehri olarak beni seviyor ve destekliyordu.Fahri olarak da  Gençlik Kollarının yayınladığı “ Ülkü” adlı dergide çalışıyordum.

            Benim  C.H.P ile sıcak ilişkilerimden  rahatsız olan  Gazetem ,İsmet İnönü ‘nün  demeci ile ilgili haberi yanlış yazdığım  bahanesi ile beni kapının önüne koydu.Bunun üzerine  Zafer Gazetesine girdim.Sahibi ünlü iş adamı Muammer Kıraner idi. Yazı işleri Müdürü İzzet Aygün hemşehrimdi,Şefim “Celal Hafifbilek” adlı bir ağabeyimizdi.

Şefimle zaten basın camiasından tanışıyorduk. Fakat burada beni daha çok sevdi.Çünkü ben C.H.P nin katıksız Atatürk Milliyetçiliği ülküsünde yer alan  kanadında yer alan  Fanatik bir Atatürkçü idim. Sol,aşırı sol, aşırı sağ görüşlere veya faaliyetlere karşı idim.Zaten o zamanlar bugünkü gibi  sağ ve sol  fraksiyonlar yoktu. C.H.P lilerle Demokrat partililer vardı. İnönücü C.H.P lilerle  Mustafa KEMAL’CI  ve ATATÜRKÇÜ   C.H.P liler ve siyesetçiler,vatandaşlar ,gençlik teşkilatları vardı. Ülkücü gençlik  yeni yeni  ortaya çıkıyordu.

            Celal Hafifbilek de aynı ülkülere gönül veren bir gazeteci idi.Beni alıp  Kızılay da, şimdi Mülkiyeliler Birliğinin bulunduğu Yüksel caddesinde ki 2 katlı yeşil boyalı eski bir binadayer alan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Merkezine götürdü.Burada Genel Başkan Alparslan  Türkeş, yazar Süleyman Sürmen,Dündar Taşar,Albay Uncular,Sezai Bey, Emekli Kurmay Albay İbrahim Bey gibi parti yönetim kadroları ile tanıştım. Beni hepsi çok sevdi. Bende onları sevdim. Ve bana  Çankaya  İlçesi Yönetim Kurulu üyeliği görevini teklif ettiler. Ben  karar verebilmem için biraz düşünme süresi istedim. Oradan ayrıldık.

          Parti için yayınlanan 2 sayfalık “Terazi” adlı bir Gazetenin yayınlanması işlerine yönelik olarak da  Celal Hafifbilek’e yardımcı olmaya başladım.Ve kendimi  C.K.M.P adlı Mareşal Fevzi Çakmak tarafından kurulan ve bugünkü adıyla M.H.P olan partinin içinde buldum.

Albay Uncuların Başkanlığında ki Çankaya İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulunda Basın ve halkla ilişkilerden sorumlu yönetim Kurulu üyeliğine seçildim.Ancak C.H.P ile olan farklıklarından dolayı da zaman zaman sorun yaşadım.

        Bu  çerçevede gazetecilik ve öğrencilik hayatım devam ettirerek  Lise öğrenimimi tamamlayarak İk. ve Tic.İlm.Akademisine bağlı bulunan  2 yıl süreli Gatetecilik  Enstitüsüne kaydımı yaptırdım.Hukukçu olmaya istememe rağmen kısa yoldan hayata atılmayı düşündü- ğümden hem iki yıllık bir yüksek okul olması hem de içinde bulunduğum çalışma hayatı ile örtüştüğü için tercihimi bu yönde kullandım.

          Yüksek öğrenim Gençliği Atatürkçüler teşkilatının aktif üyesi oldum. Aylık yayın organı olan “Ata Yolu Dergisi’nin” yayın kurulunda görev aldım.Sonraları Genel yayın Yönetmenlğini de yaptım.

Bu süreçte de Artvin Öğrenci yurdunda kalıyordum.

            Çok sevdiğim ve  sınıf arkadaşımla evlenen  yazar Aydın Karasüleymanoğlu’ nun teşvik ve tavassutu ile Orman Bakanlığı Orman Amenejman Fotogrametri  Merkezi 7 Heyet Başkanlığına daktilograf olarak  girdim. Daire Orman çiftliğinde olduğu için gidip-gelmek bir sorundu.Fakat öğlen yemeğini orada ki yemekhanede  çok cüzi fiyatla yiyorduk.Yaklaşık 4 ay süreyle burada çalıştıktan sonra  işten ayrıldım.  

         Tarih 1965 yılı ocak ayını gösteriyordu ki,benim köylüm ve anne tarafından yakın akrabam yani bana dayı düşen Av.Vezir Suner “Adalet Partisi” Çankaya İlçe Başkanlığına seçildi.Dayım Av.Vezir Suner’i daha tebrik etmeye bile gitmemiştim ki onunla sıhhıye ordu evi önünde karşılaştık. Konuşmaya bile fırsat kalmadan kulağımdan tuttuğu gibi hiç bırakma dan beni Çankaya ilçe Teşkilatına götürdü.Ve oradaki  bayana “bunun hemen kaydını yapın” dedi .O günden itibaren ben artık Adalet Partili olmuştum.

         Kısa sürede Adalet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanlığı ile tanıştım. Orada ki Gençliğin  tamamen Atatürkçü,Atatürk Milliyetçiliği ülküsü çerçevesinde bir Türk Milliyetçi liği fikriyat ve aktivitasyonunda yer almış olmalarını görmekten büyük bir sevinç duymuştum Hatta Milliyetçi Hareket Partisi Gençlik Teşkilatlarından ayrılarak burada Gençlik Teşkilatla- rında yer alan,Milli Türk Talebe Birliği ve  Hukuk Fakültesi ve Dil Tarih ve Coğrafya,Fen Fakülteleri başta olmak üzere diğer fakültelerin  Öğrenci Dernekleri Başkanlarının da  yer almış olduğunu görmem nedeniyle bu kadroyu  çok benimsedim.Bütün bunlara ilaveten  Gençlik  Kolları Genel Başkanlığı görevine aslen Artvin-Ardanuç ÜÇ Irmaklar Köyünden olan hemşehrim Hamdi Üçpınarlar’ın seçilmesi beni çok sevindirmişti. Gençlik Kolları Genel İdare Kurulunda çok seçkin arkadaşlar vardı. Sonraları bu kadroda yer alan arkadaşlar  hem bürokrasi,hem basın hem de iş ve siyaset hayatında  yükseldiler.

          Öte yandan bu gençlik teşkilatı iktidar partisinin gençlik teşkilatıydı. Ve bir çok bakım dan  daha güçlü yanları  ve olanakları vardı. 

         Bu olanakları ve bu dinamik  potansiyeli değerlendirerek  cebimde bir kuruş sermaye nin olmamasına karşın,banka ve şirketlerden  alacağım reklam ücretleriyle  aylık olarak bir dergiyi  yayınlayabileceğimi düşündüm. Bu düşünceyi kafamda  çok seri olarak oluşturup bu alanda kendilerinden yararlanabileceğimi düşündüğüm arkadaşlarıma  bu projemi sundum. Turizm Bakanlığında görev yapan ve ağabeyi Bakan olan Özer Sezgin  ile Av.Vezir Suner’in de sözlü destekleriyle,(çünkü parasal bir destek söz konusu değildi,)ben bu konudaki düşüncelerimi  hayata geçirdim.

             6- FİİLİ GAZETECİLİK  VE YAYINCILIK  HAYATINA GİRİYORUM

            Turizm Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlıklarında ki dostlarımdan yazılar topladım. Baş yazıyı kendim yazdım ve derginin  mizanpajını hazırladım. Valilik den imtiyaz belgesini aldım .Ve“TURİZM DÜNYASI”adlı aylık  Kültür ve Sanat dergisinin  ilk sayısını  Özer Sezgin’in kefaletiyle Ajans-Türk Matbaasında  Ocak ayı sonlarına doğru bastırdım.     

           Büro adresi olarak  Av.Vezir Suner’in yazıhanesini gösterdim.Çünkü  bu süreçte Artvin Öğrenci yurdunda  kaldığım için burasını kullanma olanağım yoktu.Ancak Av.Vezir Suner’in ofisini de  adres olarak kullanmaktan başka kullanma olanağım yoktu. Bu nedenle  Kızılırmak sokak ta  ünlü ressam ve Basın Şeref kartı sahibi İhsan Cemal Karaburçak’ın 3 katlı binasının  çatı katını möbleli olarak kiraladım. Burasını  hem ikametgah hem de ofis olarak  kullanmak   suretiyle  çalışmalarımı hızlandırdım.Dergime reklam toplamaya ve peşin ödemeli abone kaydına başladım.Halk Bankası,Vakıflar Bankası,Ziraat Bankası,İller Bankası, Sümerbank, Petrol Ofisi gibi kuruluşlar başta olmak üzere bir çok yerden reklam almayı başardım. Çünkü Basın İlan Kurumu listesine dahil olmayan mevkutelere reklam verilmiyordu. Ama mevzuatta ki bir boşluktan yararlanarak reklamları almayı başardım. Topladığım reklam paralarıyla dergi min ilk sayısı borçlarını ve yeni baskı bedellerini ödedim.

           Bir gün suların kesik olduğu bir zamanda  muslukları  kapamayı unuttuğumdan  benim evimi ve alt katımda ikamet eden  Ünlü ressam İhsan Cemal Karaburçak’ın evini su bastı. Pariste açacaği sergide yer alacak olan tabloları harap oldu. Bu nedenle benim oradaki kiracılığım da sona erdi.

           Dayımın da tavassutu ile Kızılay Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan And Apartmanında bir  oda kiraladım. Bu yer hem ofisim hem evim oldu.Dergiyi buradan yürütürken  birden bu çalışmalarımı bir yayınevine çevirme düşüncesi ile buluştum.“MİLLİ KÜLTÜR YAYINEVİ ’ni  kurdum.Karar verdiğimi derhal uygulayan bir yapıya sahibim. Aylık olarak “Milli Kültür” adlı ikinci bir dergi yayınlamaya başladım. Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar ev Basılı Eğitim Malzemeleri Genel Müdürlüğü tüm okullar A tipi ve B tipi kütüphaneler için dergilerime abone oldular.Yayınlarım altı sayıyı doldurunca da Basın İlan Kurumu listesine alınarak reklam alma hakkını kazandığımdan  reklamları daha rahatça alabilme olanağım doğdu. Ayrıca peşin abone bedelleri de beni biraz daha rahatlatmıştı.Dergide çalışacak, reklam ve abone servisin de görev yapacak elemanlar aldım.Artık bir müessese olmuştum.Yaşım 24  yaşımın sonları yani 25 yaşına girme sürecindeyken Ankara da  basın-yayın iş kolunda müessese,mevkute sahibi olmuştum.

            Hiç sermayem olmadan, kendi iş gücüm,eforum,çalışmam,kararlılığım ve cesaretim le,doğru bir zeminde,doğru bir çizgide yürüyerek  bu yaşta Ankara gibi  bir şehirde Basın-yayın hayatı gibi çok riskli ve zor bir meslekte müessese sahibi olmayı başarmış olmak kelimenin tam anlamıyla bir mucizeydi.Fakat bu süreç bir başlangıç,bir ilk adımdı.   

            Başarmam gereken  daha çok büyük sorunlar,çok büyük mesafeler kat etmem gereki-_ yordu. Bu nedenle de  daima çalışıyordum. Gündüzleri Resmi ve özel sektörü ziyaret ederken geceleri matbaalarda baskı işlerimle uğraşıyordum.Gazetecilik de  habercilik, köşe yazarlığı, yorumculuk,Spor ve sanat sayfaları,şiir ve magazın haberleri başka başka uğraşı alanları oldu ğu  gibi matbaacılık  bölümü ap-ayrı bir sanat, apayrı bir uğraşı alanıdır. Hurufatı bileceksin. Harflerin punto ile tanımlanan boyutlarını ve adlarını bileceksin. Kağıtların gramajlarını  bile ceksin. Renkten, boyadan, forsadan, matristen, çenberden, kalıptan, klişeden anlayacaksın. O zaman resimler klişeden yapılırdı. Bu günkü gibi gelişmiş dijital baskı sistemleri yoktu. Bilgisayar ortamında dizayinler, ya da mizanpajlar,sayfa düzenleri yapma olanağı yoktu. Bunları hep ayrı  ayrı usta ve uzmanlar yapardı.Düşünün ki bu saydıklarımın tamamını  bizzat kendim yapıyor dum ve bunu yapmak zorundaydım. Zira bu kadar sayıda işçi çalıştırma olanağım yoktu. Daha caribi  dikkat olanı bu yaşta  tüm bu alanlarda yetişmiş,bilgi ve beceri sahibi olmuştum. Zaten bu özelliğim olmasaydı bu ölçekte muvaffak olmam olası değildi.Bu zorlu çalışmanın ödülü de sağlamış olduğum başarılardı.

            Dergime Milli Eğitim Bakanlığından çok değerli hocalarımız yazı yazıyorlardı.  Dergide Atatürk İlkeleri,Atatürkçülük fikriyatı en ön safhalarda idi.Benim bu çizgide yürü- düğümü gören çevreler  bu alana daha ağırlık vermemi önerdiler. Bu öneri üzerine “ MİLLİ  YOL ATATÜRKÇÜLÜK” adlı dergiyi kurdum. Muhalif olanların istismar etmemeleri için de bu dergiye hiç reklam kabul etmedim. Çünkü Atatürkçülük karşıtı olan meczuplar” devlet kurumlarından reklamlarla besleniyor” diye   tezvirat yapacaklarını düşünerek bu uygulamayı hayata geçirdim.

           Tüm yayınlarım çok tutundu.Hatta  Parlamento Genel Kurul toplantısında bir parlamen ter”bu ağzı süt kokan çocuğun ne özelliği var ki devlet kurumları dergilerine abone olarak destek  veriliyor?”diye bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma sonunda bana yapılan destek daha da arttı. Hatta  o zaman Cumhuriyet Senatösü Başkanı Em. HV. Org. Tekin Arıburun paşam, beni makamlarına çağırttı ve “sen benim manevi oğlumsun,bu kabil konuşmalar canını  sık- masın. Sen çalışmalarına devam et” dedi ve Cumhuriyet Senatösü Başkanlığı ve Kütüphanesi için dergilerime Abone oldu ve düzenli olarak da yazılar yazdı.

                       7- EVLENİYORUM

              Adalet Partisi, bürokrasi ve gençlik teşkilatlarında sevilen ve geniş etrafı olan genç bir gazeteci olarak  çalışmalarımı aralıksız olarak sürdürürken bir gün Hacettepe Hastanesinde  Şaban Şifai Polikliniğinde bir Hemşire Hanımefendi ile tanıştım. 13 Şubat 1966 da. 13 Mart 1966 da bu Hanımefendi ile nişanlandım.8 Temmuz 1966  tarihinde de evlendim.                         

             12 Temmuz 1967 tarihinde de ilk çocuğum Volkan dünyaya geldi.Bir yandan aile reisi olmam,diğer yandan işlerimin büyümesine karşın  henüz askerlik görevimi yapmamıştım. Askerlik görevimi ifa için askere gittiğimde işlerimi yürütecek birisinin olması noktasında  düşüncelerim beynimi meşgul ediyordu.

             Bu nedenle Adalet Partisi Gençlik Teşkilatı Genel İdare Kurulu üyesi 2 arkadaşıma  ortaklık teklif ettim.Derhal kabul ettiler.Düzenlenen koşullar gereği ortaklık sözleşmesi yaptık  Ortaklık döneminin ilk sayılarını çıkardık.Fakat daha ilk sayıdan itibaren ortaklarımın tutum ve davranışları bana güven vermediğinden ortaklığı bozdum.

             Tanburi “Ragip Tanju” adlı  bir tanıdığıma bu hususta dert yandım. O da bana; “ bir tanıdığım var,onunla üçlü görüşelim ben o arkadaşla bu yayınları yuruturum” dedi.

             Bende ona “Milli Kültür ve Milli Yol Atatürkçülük adlı dergilerim ağır ve özen isteyen hassas Dergilerdir. Bunalar yayına ara vereceğim.Siz “Turizm Dünyası”adlı dergiyi  yaşatırsanız sevinirim” dedim.Ve bu nedenle beni “Doğan Cızdaman “adlı arkadaşı ile tanıştırdı. Bunun sonucunda da yine çok ciddi ve sağlam koşullara dayanan bir ortaklık mukavelesi yaptık.

               8- ASKERE GİDİYORUM

              Ve ben bu ortaklığın  huzuru ile Askerliğimi yapmak üzere Askerlik Şubesindeki işlemlerimi yaptırarak Mamak Muhabere okulu Komutanlığı emrinde görevime başladım. Okul sonrası 2. Kolordu Komutanlığı 8. Piyade Tup. Komutanlığı Muhabere Bölük Komutanlığı emrine Gelibolu’ya verildim. Bir süre burada görev yaptıktan sonra daha önce den ve yayınlarımdan tanıyan Kolordu Komutanı  Korg. Faruk Güventürk paşam haber alıyor ve beni derhal Kolordu Komutanlığı Genel Sektererlik emirine aldırttı.Burada birde Gazetecilik Yüksek okulundan  YEDEK Subay arkadaşım İhsan Sümertürk vardı. Askerlik kebap oldu.Aşağı yukarı her gün beraberdik.Kolordunun Hamzakoyda ki  mahzenlerde bulunan  tarihi dökümanlarını arşivledim.Genel Sekreter Alb. Emin Ecevitoğlu’nunda destekleriyle  tanzim ettiğim arşivde  Çanakkale savaşlarına ait son derece değerli tarihi belgeler  hayat bulmuş oldu. Zira  rutubetten çürümeye yüz tutmuşlardı.Boş zamanlarımda  Gelibolu Gazetesine gider sahibi Suleyman ağabeyle sohbet ederim. Müstear ismimle de  bir çok yazılarım yayınlandı.Bazan da  Teğmen arkadaşım İhsan Sümertürk ile  Kolordu Foto Film merkezine gider Ali  Assubydan fotoğraf makinesi alır ,resimler çeker ve onları tabedrdik.Bu güzellikler içerisinde Askerlik görevimi  tamamlayarak  Haziran 1970 yılında terhis olarak  yayınevindeki işimin başına geçtim.

                            9- YENİDEN  BASIN-YAYIN HAYATINA DEVAM   EDİYORUM

               Askerlik sonrası yeni bir efor,yeni bir hevesle  yayın evine döndüm.Dergilere ilaveten” Kırk bin Köyün Sesi ve Millete Rapor” adlı haftalık iki adet  gazete daha kurdum.Büyük Elçiliklerde çalışan Türk vatandaşı personellerin haklarını korumak için kurulan “Ev-iş sendikası” adlı sendikanın Genel Başkanlığına seçildim.

              1970 yılı Ekim ayı ortalarında Sağlık Bakanlığına “Genel Müdür Dr.Talat Doğan’ı   ziyarete gittim.Dr. Talat Doğan,”askerliğini de yaptın geldin. Şimdi artık sen bize lazım sın.Sen yine yayınlarını yürütürsen yürüt,ama sana ihtiyacımız var.Gel  bizim Bakanlığın çalış malarını enforme et.Sağlık Hizmetlerinin sosyalleştirilmesine yönelik olarak Sayın Bakanımız ın ve Genel Müdürlüğümüzün ciddi çalışma ve gayretleri var, bu çalışmalarımızı halkımıza   tanıtan yayınlar yap” dedi. Genel Müdür Dr. Talat Doğan  hemşehrimdi.Sayın Bakanda çok sevdiğim  ve hayran olduğum Bakandı. Bakanlık da yakınım sayılacak ölçekte daha başka hemşehrilerim  de vardı.Dr. Hicran Gözüm,Dr.Cemal Kamışoğlu,Dr.Sabri Sarıgöl,Nedim Coşkun, Dr.Ahmet Üstünoğlu,  Dr.Galip Bey ve Dr.Senem Köylüoğlu gibi çok sevdiğim üst yönetim kadrolarının da Bakanlık bünyesinde yer almış olmaları benim Dr. Talat Beyin teklifini kabul etmeme neden oldu.

                             10- DEVLET MEMURU OLUYORUM

               Neşriyat ve Propaganda şefi kadrosu ve unvanı ile  açıktan  atamam derhal yapıldı. Devlet  Memuru ticaret yapamayacağından yayınevimi  babama devrettim. Ondan  vekalet alarak kendi işlerimi babamın vekaletiyle yürütmek zorunda kaldım.

             Jet Bakan adıyla  anılan  merhum SAĞLIK Bakanı Dr. Vedat Ali Özkan  çok çalışkan bir Devlet adamıydı.SAĞLIK  HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRMESİ UYGU LAMASINI BAŞLATAN VE DOĞU İLLERİMİZDEN BAŞLAYARAK  TABANDA VATANDAŞIN SAĞLIK HİZMETLERİNE CEVAP VERCEK OLAN SAĞLIK EVLERİ VE SAĞLIK OCAKLARININ KURUCUSU   DR.VEDAT ALİ ÖZKAN’DIR.Bir yandan sağlık ocaklarının kademeli olarak tüm yurda yayılmasına  yönelik çalışmalarını aralıksız olarak sürdür iken bir yandan da “kolera” salgını ile mücadele ediyor ve gece gündüz demeden  sağlık ocaklarını,hastaneleri,tüm sağlık kuruluşlarını  bizzat yerinde izliyor ve denetliyordu.

              Bu süreçte üniversitelerde tırmanan öğrenci olayları,sağ-sol çatışmalarının artması nedeniyle 12 Mart 1971 yılında Kuvvet Komutanları bir muhtira vererek Hükümeti düşürdü.

               PARTİLER ÜSTÜ HÜKÜMETLER KURULUYOR

               Askeri muhtiradan sonra,daha doğrusu Cumhurbaşkanı merhum  Org. Cevdet Sunay’ın girişim ve müdaheleriyle “onbironbir” kod adlı  Askeri ihtilal girişimlerinin muhtiraya çevrilmesi ile  Hükümet kurma görevi Parlamento dışından Prof. Dr. Nihat Erim’e verildi.

              Nihat Erim Hükümeti daha çok  akademisyenlerden,bazı emekli askerlerden oluşuyor du.

              Birinci Erim Hükümeti adıyla anılan  bu Hükümet beklenen sonucu veremeyince istifa etti.  Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay  ikinci kez Nühat Erime Hükümet kurma görevi verdi.Sağlık Bakanlığı görevine de  Ankara Ü.Tıp Fakültesi  Profesörlerinden  Türkan AKYOL atandı.Biz çalışmalarımıza artan bir hızla devem ettik.

              Bakanlığın çalışmalarını  dahili ve harici olarak tanıtmaya yönelik olarak “ Temel Halk Sağlığı”, Sosyalizasyon Haberler Bülteni ve “ Toplum Sağlığı” adlı 3 adet yayını faaliyete geçirdim. Ayrıca Banklık binası içerisin de tertiplediğimiz  büyük bire pano alanında da  resim ve basına intikal eden haber kupürleri ile çalışmaları tanıtan bir etkinliği hizmete sundum.Ancak  aktif bir politik hayatın içerisinden geldiğim ve Adalet Partisi  fikriyatını benimseyen bürokratik kadrolarla  çok sıcak ilişkilerim olması nedeni ile  C.H.P li olanlara da elimden geldiğince yakın durmama rağmen  bazı çevrelerce göze battım ve hedef oldum.

Bu süreçte Erim Hükümeti yine istifa edince yerine  C.H.P   ve  M.S.P partileri,yani Bülent Ecevit ve prof.Dr. Necmettin Erbakan Koalisyon hükümeti kuruldu.

Hükümetin Kurulduğu “11 Mart 1974” günü Bülent Ecevit  Hükümeti beni “Beypazarı Hükümet Tabipliği” emrine sürdü.

               11- ANKARA DIŞINA  SÜRGÜN  EDİLİYORUM

               Beypazarı’nda bana bir görev verilmedi. Gündüzleri Kaymakam vekili Ziraat Yük. Mühendisi Eşref Beyle  oturuyordum, akşamları da hastanede  ayrılan odada yatıyordum.

Beypazarı sağ görüşlü,yani ekseriyeti Adalet Parti ve Milliyetçi Hareket Partiliydiler.O nedenle  Beypazarı’nda beni herkes  çok destekledi ve çok yakın ilgi gösteriyorlardı.

              Bende bu ilgi ve olanakları iyi değerlendirerek ,çok kızdığım  Ecevit Hükümetine karşıda bir tepki koymak için  çok büyük katılımın olduğu bir gece tertipledim. Bu geceye  Sayın Alparslan Türkeş telgrafla katıldı.Ekseriyeti M.H.P ve A.P li olmak üzere  o zamanlar Beypazarı sağ görüşlülerin çoğunlukta olduğu bir ilçeydi. Bu nedenle de  orada el üstünde  oldum. Çok ilgi ve yakınlıklar gördüm.Benim bu faaliyetlerim  C.H.P çevrelerini rahatsız ettiği için 24 gün sonra Elmadağ Hükümet Tabipliği emrine  tayin oldum.

              Birkaç ay  Elmadağ  Hükümet Tabipliğinde ki görevime devam ettikten sonra istifaen görevden ayrılarak yeniden  yayınevimin yönetimine geçtim. Gazetecilik hayatım devam ederken  parti işleriyle yakinen ilgilenmeye özen göstermeye yeniden başladım.Tabii ki bu parti Adalet Partisi idi.

              Bu süreçte,Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı Rumların  katliamlar uygulamaya başlaması ve adanın   Rum Lideri  PAPAZ  Makarios’un  liderliğinde  Yunanistan’a  ilhak edilmesine yönelik kanlı girişimleri sonucunda  Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a Havadan ve Denizden  asker çıkararak  adada “Barış Harekatını” başlattı. Burada şunuda tarihi bir anektot olarak ifade edeyim ki,bu harekat sürecini yakından izleyen bir gazeteci olarak  “ bu harekat tamamne Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin planlayıp uyguladıkları bir harekattır. O zamanın Hükümeti bu harekata karşı bile çıkıp telaşlanmışlardır. Zamanın Genelkurmay Başkanı MERHUM Org. Turgut Sunalp Paşa Başbakanlığa gelerek Başbakanı bilgilendirmiş ve telaşa,endişeye gerek yok  ordumuz gayewt başarılı bir harekat yürütüyor demiştir.N e yazık ki İngiltere Dış İşleri Bakanı Türkçe ifadeyle Kalahan o zamanki Başnakan Sayın Eceviti ikna ederek  harekati  zamansız olarak durdurmayı başarmış ve Kıbrısın bu günkü  problemlerin içine çekilmesine sebep olmuştur. Eğer o zaman harekat birgün daha devam etse idi bugün Kıbrıs meselesi bu boyut ve şekilde  tezahür etmezdi.O nedenle kimselerde çıkıp gereksiz yere  hakkı olmayan bazı siyasileri” Kıbrıs Fatihi “olarak ilan felan etmesin. Kıbrıs Fatihi olarak anılacak birisi varsa  o da o zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar paşa dır.Kendisini ve onun şahsında Harekatı yürüten Komutanları ve ilk olarak Kıbrıs’a savaş uçağı ile katılan  Kayınbiraderim “Hv.Plot Kd. KurmayAlb.Şerafettin Kayacan 

Ve kahraman Gazi ve şehitlerimizi saygı ile  anıyor minnet ve şükranlarımızı arz ediyorum.

                BAŞBAKAN’IN  ÖZEL DANIŞMANI OLUYORUM

               Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan Koalisyon Hükümeti  istifa edince 1974 yılı 17 Kasımında “Ord.Prof.Dr.Sadi IRMAK”  Başbakan olarak  atandı.Sayın  Irmak Hocam beni, Sağlık Bakanlığında görev yaparken “Yüksek Sağlık Şurası” çalışma ve toplantılarından yakinen tanıyordu.Çok yakın dostum olan İçİşleri Bakanlığı Tetkik Kurulu üyesi  Necati Gündüz (Başbakanlık eski Baş Müfettişlerinden)  ile birlikte Sayın Irmak’ı tebrik ziyaretine gittiğimizde bize ”ikiniz de bana lazımsınız. Benim özel siyasi danışmanım olacaksınız.” dedi. Bizde emredersiniz dedik.Tekrar bana dönerek”sen bu dernekçilik işlerini iyi biliyorsun  Libya ile iyi dostluk ve Kardeşlik ilişkilerine  girdik. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu ilişkilerin iki ülke halkı arasında  tabana yayılabilmesi için çalışmalar yapak gerekiyor. Bu nedenle ,Libya ve Ülkemizde karşılıklı olarak dernekler kurma kararı aldık.  Türkiyede,yani Ankara da kurulacak olan Derneği kurma görevini sana veriyorum” dedi. Bende emredersiniz Hocam dedim. Çünkü ben kendilerine “Hocam” diye hitap ediyordum. Ağız alışkanlığı olarak böyle ifade etmiş bulundum.Ve kendilerine”efendim,şu anda yayın evini yeniden  toparlama gayreti içerisindeyim,dışarıdan bu emirlerinizi yerine getirmek istiyorum. Emrederseniz müşavirlik görevini Başbakanlık dışından yayınevinden yürüteyim”diye fikrimi beyan edince “ işin yapta nerden yaparsan yap”karşılığını verdiler..Bundaki amacım hem Hocamın  hizmet lerini yürütüp onu memnun etmek,hem de  siyasi istikrarsızlığın olduğu  bir dönemde,Başba- kanlık Müşaviri olarak bürokraside yer alırsam bizm kadroları kırmış olur ve siyasi yelpazede saf değiştirmiş duruma düşerim diye bu öneride bulundum.Çünkü salt sayın Demirel’e endeks lenmiştim.Sayın Başbakan bize  kendisine ulaşacağımız telefon numaralarını  ve diğer yapaca ğımız görevleri ayrı ayrı olarak verdi.Necati  Gündüz Atatürk Çağı ve Zihniyeti  ve Bayraktar Ana adlı  çok değerli 2 kitabın yazarı olmakla birlikte  Mülkiyeli ve uzun yıllar Kaymakamlık yapmış daha sonra Başbakanlığa bağlı bir kuruluşta Müfettiş olarak görev yapmış ve o zaman İçişleri bakanlığında Tetkik Kurulu üyeliği yapmakta olan fevkale de değerli bir vatan evladı idi.Bu nedenle Sadi Irmak Hoca Necati Gündüz’ü de çok seviyordu.Necati Gündüz de hizmeti kendi Bakanlığında kalmak koşuluyla kabul etti.

 Sadi Irmak Hoca tanıdığım en samimi Atatürkçü Devlet ve siyaset adamlarından birisiydi.

              Kısa sürede Necati Gündüz ile birlikte  dernek tüzüğünü hazırladık. Kurucular kurulunu oluşturduk.Ve Başbakan Sayın Irmak Hocaya arz ettik. Zaten uzun uzadıya vakti olmadığından salt amaç maddesini ve kurucular kurulunu  okuduk. Pek güzel olmuş. Bunu hemen  kurun ve hayata geçirin karşılığı da Libya da kurulacak,Libya Büyükelçisi SABAHATTİN  ABUŞVEREP  ile de   görüşüp gelşmler hakkında bilgi verin” dedi.

              Libya Devlet  Başkanı  Muammer Kaddafi ve Başbakan Callut’un asker olması nedeniyle bizde “ TÜRK-LİBYA DOSTLUK VE KARDEŞLİK DERNEĞİ” nin başkanlığına

Emekli Hv.plt Tuğg. Çelikcen Şişmantürk’ü getirdik. Ben ,Necati Gündüz, Bolu Millet vekili Müfit Bayraktar,emekli Albylar ve üst yönetim bürokratları da yönetimde yer aldık. Ben Genel Başkan Yardımcılığına seçildim.

             Benim yayınevinin bir bürosunu derneğe tahsis ettik. Daha sonra tahsisat temin edilince de  güzel bir ofis  kiralayarak tefriş ettik. Aylık olarak  bir dergi yayınladık. Libya Büyükelçiliği ile yakın çalışmalara başladık. Bu arada  Van da deprem oldu. Van’a Libya yardım heyetini götürme ve onlara nezaret etme görevi yine sayın Başbakan tarafından bana verildi. O zamanın parasıyla iyi bir rakamla Libya heyeti  zamanın   Van Valisi olan sayın Osman Tosun’a  çeki takdim ettiler. Muradiye ve Özalp ilçelerini ziyaret ettik ve yardımlarda bulunulmasını da sağladık. Dernek çok gelişti. Sonra Sadi Irmak Hoca’nın Başbakanlıktan ayrılmasını müteakiben ben yönetimden ayrıldım.

              1975 yılı Kasım ayında da Başbakanlık Özel Kalem emrine  açıktan tayin oldum.

              Kısa bir süre Özel Kalem Müdürlüğü emrinde arşivist olarak çalıştıktan sonra yeni oluşturulan Başbakanlık Basın-Halkla İlişkiler ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı İç Basın Şübe Müdürlüğü emrine verildim.Daire Başkanı Seyhun Tunaşarla kısa sürede  kaynaştık. Seyhun Tunaşar Başbakanlık Müsteşarı Ekrem Ceyhun’un kayın biraderi olduğu için  bizim birim çalışmalarını çok rahat  yaptığı kadar da  çok verimli çalışmalar yaparak farklı hizmet sunmaya yönelik gayretler içerisinde olan bir birimdi.Bu amaçla da zor olsa  bir “Kupür Arşiv Sistemi” kurmaya karar veridik.Günlük olarak yerli ve yabancı gazete ve dergileri okuyarak, yazı ve haberleri keserek 590 konu başlığı altında  arşivlemeye başladık. Ve çok güzel bir hizmet servisi kurmuş olduk.Başbakanlıkta başlatılan  reform mahiyetindeki çalışmalardan yararlanarak  Seyhun Tunaşar’dan  Başbakanlık da bir “arşiv ve dökümantasyon servisi”nin kurulması konusunda destek istedim.O’da “kurabileceğine güveniyorsan kur,ben destekliyo- rum,bu konuyu Ekrem Beye de söylerim” dedi. Seyhun Beyin  sözlü  desteği ile Başbakanlık merkez binanın altında yer alan ve özel Kalem Müdürlüklerinden kaldırılan büro eşyalarının depolandığı bir yeri boşalttırarak almayı başardım.Bundan sonra, mesai dışındaki zamanlarım da  tek başıma yaptığım çalışmalarla 6 ayda “Başbakanlık Arşiv ve Dökümantasiyon servisini kurdum.Burada her Bakanlık ve müstakil kuruluşlar için bir bölüm ayırdım. Bu bölümlere  Bakanlılkarın kuruluş kanunlarını,şemalarını,yayınlarını arşivledim. Cumhuriyet dönemi Bütçe kanunlarını,hükümet programlarını,beş yıllık kalkınma planlarını arşivledim.Bu birimi kurabilmek o zamanın parası ile 4 milyon liraya mal olmuştu. Çalışmalarımı tamamladıktan sonra, Daire Başkanı Seyhun Tunaşar’ı,Müsteşar Yardımcısı  çok sevdiğim ve desteğini gördüğüm  İsmail Akay’ı,Mustafa Ernam’ı davet ettim. Çok beğendiler. Ve sonuçta Müsteşar Ekrem Ceyhun’u davet ettik. Ekrem Ceyhun  burasını görünce bana “aferin delioğlan” dedi ve yardımcılarına dönerek “ burasını geliştirerek  Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğü haline dönüştürelim”dedi. Ve kısa sürede bu oluşum sağlanarak benim kurduğum bu servis Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğpünün nüvesini teşkil ederek bu Genel Müdürlüğe devredildi. Genel Müdürlüğe İsmet Binark getirildi. Kültür Bakanlında çalışmakta olan bir sınıf arkadaşım  Rahim Erişti de daire Başkanlığına  atandı.

              Basın Bürosunda İç Basın Müdürlüğünü  tedvire görevlendirildim.Sahibi olduğum  Milli Kültür Dergisini  o zaman Kültür Bakanı olan yakın dostum “Avni Akyol’un” isteği üzerine bedelsiz olarak Kültür BakanlığınaNoterlikçe düzenlenen senetle devrettim. Çalışmalarımı ağırlıklı olarak Başbakanlıkta ki çalışmalarıma vermeye özen gösteriyordum. 

              ARTVİN SEÇİM BÖLGESİNEDEN MİLLETVEKİLİ ADAYI OLUYORUM.

               1977 yılı Haziran ayında Milletvekili Genel seçimleri yapıldı. Bu seçimlere Adalet  Partisi Artvin Milletvekili Aday adayı olarak  katıldım. Seçimi kazanırsam parlamentoya, kazanamazsam bir ay içinde Başbakanlıkta ki görevime geri dönmek üzere Başbakanlıkdan izin aldım. O zaman yasalar bu şekilde icra ediliyordu.

               Her zaman olduğu gibi yine  ayak oyunları ile ön seçimi kayıp edince  Başbakanlıkta ki görevime  geriye döndüm.

               Seçim sonrası  sandıktan istikrar çıkmadı. Sandalye dağılımı  bir partiyi tek başına iktidar yapmaya yetmedi. Ecevit Hükümeti azınlık hükümetini kurdu.

               Ecevit Hükümeti süresince Başbakanlık merkez binadaki  odama giremedim. Olay çıkmasına  meydan vermemek için gitmedim. Ve kısa süre sonra Ecevit Hükümeti  güven oyu alamayınca düştü. Yerine Milliyetçi Partiler koalisyonu Hükümeti  kuruldu. Bu kez beni odama sokmak istemeyenleri başta Müsteşar Muavini  Kenan Aybek  olmak üzere  emekli hayatlarına yolcu edilmesine vesile oldum.Ve Devlet Bakanı Sayın Ali  Şevki Erek  ile Devlet Bakanı ve hakikaten devlet adamı olan  Seyfi Öztürk Beyefendinin  destek ve istekleriyle Devlet Bakanlığı Basın Müşavirliğine getirildim.Ayrıca hergün saat 15 ile Meclis Genel Kurulu ve grup çalışmaları,Komisyon çalışmalarının sürdüğü süre boyu Parlamento ile ilgili çalışmaları izlemek üzere  Parlamento İlişkileri Müşavirlik hizmetleri ile de donatılarak görevlendirildim.Bu hizmetim  Başbakanlık dan ayrılıncaya dek sürdü

              Bu süreçte kendi odamdan yer tahsis ederek “ Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Muhabirleri Derneğinin kurulmasını sağladım. Bu dernek de üye olmayanları Başbakanlığa almadım.Bu dernek üyesi olan Muhabirlere birer yaka kimlik kartı vererek  Başbakanlık personeli gibi Başbakanlık merkez binadaki yemek hanede yemek yemelerini sağladım. Böylece Hükümet ile basın arasında ki düzgün diyalogu sağlamanın alt yapılarını inşa ettim. Hürriyetçi Basın Mensuplar Derneği “Hür-Basın” derneğini kurduk. Genel başkanlığa seçildim.

               Bu süreçte  Başbakan Sayın Demirel ile Başbakan Sayın Prof.Dr. Necmettin Erbakan  anlaşamadıklarından Milliyetçi Partiler topluluğunun kurmuş olduğu Hükümet istifa ederek Hükümet etmeyi bıraktılar.Yerine  C.H.P Genel başkanı  Bülent Ecevit, Adalet Partisinden Banklık makamı vermek  vaadı ve kaydı ile 11 parlamenteri istifa ettirerek bir motel tesisinde  1978 yılı sonlarına doğru Hükümet kurmayı başardı.Çünkü bu rakamı sağlayamazsa Hükümet Güvenoyu alamıyordu. Bu nedenle 11 Milletvekilini istifa ettirerek  kendi saflarında yer almalarını sağladı.

              Ecevit Hükümeti  ilk günden Başbakanlık merkez binadaki tüm kadroları değiştirdi. Başka Bakanlıklara atamalar yaptı ve yerine kendi kadrolarını  getirdi. Benimde  görevden alınmam söz konusu olunca  Hükümette yer alan Devlet Bakanı  Sayın Enver Akova; “Zenginoğlu bana lazım,o benim Bakanlığımın müşaviri olarak görev yapacak  ve ona dokunursanız ben görevimi bırakırım” diyince beni  görevden alamadılar ve planladıkları gibi Ankara dışına tayin edemediler.Ancak Başbakanlık da ki ,yani merkez binada ki odamda oturtmadılar.Ben Müşaviri olduğum Bakanlığıma  bağlı kuruluşlardan  Başbakanlık Vakıflar İdaresi,Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı ve Vakıflar Bankası Genel Müdürlüğünde hazırlanan odalarımda çalıştım.Zira bu kurumlarda sayın Bakanın da çalışma makamları vardı   

             Bürokrasideki partizanca yapılaşmayı tasvip etmediğim ve bürtokratik sistem adına endişe duymam nedeni ile  Ecevit Hükümeti’nin  en kısa sürede düşmesini istiyordum. Bu nedenle de  benim yer aldığım siyasi kanattan Hükümete intisab eden sayın  Bakanım Enver Akova’yı yapılan işler hakkında detaylı bilgi sahibi kılıyor ve Hükümetten kopması gerektiğini söylüyordum. O da bazen bana katılıyor ve bazen da kızıyordu.Sonuçta benim doğru bilgilendirdiğime inandı ve bana istifa edeceğini,sakın belli etmemem gerektiğini ve buna hazırlıklı olmamı söylediler. O gece  sevincimden uyuyamadım.Ve ben  Bakanın istifa metnini yazıp hazırladım.

             Adalet Partisi Bursa senatörü meslektaşım ve  hemşehrim Sayın Barlas Küntaya  gelişmeler hakkında bilgi verdim ve Sayın  Demirel’i bilgilendirmesini istedim. Beni izledikleri için,bunu çok iyi bildiğim için Sayın Demirel’e bilgiyi ben götürmedim. Bu yolla iletişi sağlamayı yeğledim.

             Sayın Bakana ait özel eşyalşarı,özel notları, özel Kalemdeki görevlilerin dahi şüphe ve dikkatlerini çekmeden   her gün yavaş yavaş taşıdık. Çünkü Özel Kalem Müdürü  Hükümette kalması taraftarıydı ve sayın Bakanın da dayısı idi. Bu nedenle ondan gizli olarak bu operasyo nu yapmak durumundaydık. İki gün içinde ben Bakanı   Etlik semtindeki evinde ikna ettim.

“tamam “dedi. Ve hemen istifa mektubunu önüne koyarak imzalamasını istedim. Yüzüme baktı ve şaşırdı. Çünkü benim bu hazır oluşumu  hayretle karşıladı.

             Bir hata yaptım, istifa mektubunu  TRT Haber dairesine  vermeden  Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğüne intikal ettirdik.Özel Kalem hemen Başbakana ve C.H.P ye haber ulaştırınca Bakana baskı yaptılar  ve istifasını geri aldırdılar. Bu kez ben sıkıntıya girmiş oldum. Çünkü tüm gözler üzerimdeyid. Benimle birlikte hareket eden  yakın korumada ki Komisermuavini bilinmiyor ve dikkatleri çekmiyordu.Bu komiser muavini uzun yıllar Sayın Demirelin yakın korumasında bulunmuş ve benim gibi Sayın Demirele içten bağlı biriydi.

 Benim makam arabamı aldılar. Soğuk soğuk davranışlar başladı.Bakana dedim ki” sizi rahatlatmak için ben istifa edeyim”. Çünkü bu işin  mimarının benim olduğumu artık hepsi biliyor. Sayın Akova da dedi ki, “seni bize bağlı bulunan Vakıflar İdaresine tayin edelim.o kadrodan yine benim  müşavirliğimi yaparsın”.  Tamam,olur dedim. Ve ben BNaşbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü  Arşiv ve Tescil Dairesi Başkanlığı emrinde münhal bulunan bir kadroya  tenzili rütbeyle tayin oldum. Fakat o kadro ile yine Bakan müşavirliği görevine  Bakan onayı ile devam ettim. Ama bende geri atmadan bu kez çok daha önemli bilgileri Sayın Bakan arz etmeye  devam ettim.Zira  Sayın Bakan’ın bizim  pozisyonumuzda ki bir bürokrat kadar her şeyi bilmesi olanaksız. Çünkü onu bilgilendiren,bilgi ile donatan kendi etrafı, bürok ratları,teknokratları,özel kalemi,korumaları dır. Yakın mesaisinde olanlardan ben, Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığı Genel Sekreteri sayın Cemil Ünal ve  Sayın Bakanın diğer müşa viri Mustafa Maden sayın Bakanı bu hükümet ten koparmak isteyen kadrolardık.Ve uzun sürmeden   yaklaşık iki ay sonra Sayın Bakanı ikna ederek istifasını imzalattım. Doğru TRT ye gittim Haber Dairesi Başkanı  merhum Altan Aşar  ile bizzat görüştüm.Ve dedim ki  bak bunu  19 haberlerine yetiştirip yayınlayacaksın. Size bir saat içerisinde 3  sayın Bakanın daha istifalarını getireceğim. Eğer bu haberi 19 haber kuşağına yetiştiremezsen bu enkazın altında sende kalırsın  dedim. Ve  ondan sonra istifa mektubunu Başbakanlık makamına intikal ettirdik.Ve 19 haberlerinde birinci haber olarak sayın Bakan Akova’nın istifa  haberi yayınlandı. Ben artık rahatlamıştım. Aldığımız önlemle sayın Bakana telefonla ulaşmakta olası değildi. Böylelikle Ecevit Hükümetinden bir Bakanı koparmış olduk. Ama bizim hesap tutmadı. Sayın Ecevit, sayın Enver Akova dan boşalan Bakanlığa Kırklareli Milletvekili Sayın Hasan Korkut’u ikna ederek Adalet Partisinden istifa etmesini sağlayarak  Devlet Bankı olarak atamayı yaptı. Bu kez ben mosmor oldum.

   Hasan Korkut hemen  göreve başladı. Kendi kayınbiraderini özel Kalem Müdürü yaptı. Kadrosunu kurdu. Ben artık sürülmemi bekliyorum. Arkasındanda istifa etmeye  hazırlanıyordum. Bu sırada Devlet Bakanlığından   evim arandı. Arayan  Özel Kalem Müdürü İdi.”Sayın Bakan  sizi  makamlarında bekliyorlar”dedi.

  Kalktım gittim. Bakan beni gayet sıcak karşıladı.  Fakat ben sayın Bakana ayı sıcaklık yerine sitem ederek karşılık verdim. “Biz bu kadar uğraştık bu hükümeti düşürmek için ,siz gelip Bakan oldunuz ve Hükümeti kurtardınız” dedim. Zira Sayın Hasan Korkut benim çok yakın dostumdu. Bir çok işlerinde kendisine yardımcı olmuştum. Beni sevdiğini bilkiyordum.

           Sayın Hasan Korkut da ” seninle biz dostuz,sen benim en yakın arkadaşımsın, sen müşavirim olarak göreve devam edeceksin. Yalnız makamın Vakıflarda kalacak,biliyorsun  burada seni istemiyorlar. Ama ben senin yanındayım. Korkma yoluna devam et”dedi. Ben kendisine teşekkür ederek ayrıldım. Ve Sayın Hasan Korkut Bakanımın da  müşavirlik hizmetlerini  başarıyla yürüttüm.

            Ecevit Hükümeti 1979 yılı  Kasım ayı başlarında istifa etti. Ve yerine yeniden  Sayın Süleyman Demirel Hükümeti kuruldu.

           Bu Hükümet içerisinde  çok yakın dostum  Sayın Muhammet Kelleci’nin Devlet Bakanı olarak yer alması  nedeni ile ben Vakıflar Genel Müdürlüğünden Devlet Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirildim.

           Sayın Kelleci’ye Diyanet İşleri Başkanlığı bağlı bulunduğundan  özel kalemde bu teşkilattan birisinin  çalışmasının daha doğru olacağını yakın dostlarımızla değerlendirdik ve bu düşüncemizi de kendisine arz ettik. Sayın Bakanında konuya sıcak bakması sonucunda birkaç ay sonra Diyanet İşleri Başkanlığından “ Hayrettin Şallı” adlı dostumuz özel kalem Müdürlüğüne getirildi. 

           SAYIN  BAŞBAKANIN TEKLİFİ VE SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN ONAYLARIYLA   BAŞBAKANLIK (DEVLET) BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRİ OLARAK   KARARNAME İLE  ATAMAM YAPILIYOR

            Sayın Hayrettin Şallı dostumuzun Özel Kalem Müdürlüğü görevini üstlenmesiyle sayın Bakan beni Müşaviri olarak atadı. Devlet Bakanlığı  Müşavirliği görevine devam ederken 1980 yılı Ocak ayında Başbakanlık  Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak atamam yapıldı. Kararnamem Cumhurbaşkanı Sayın Fahri S. Korutürk tarafından onaylanarak  Kararname Resmi Gazetede  Mart ayında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

           12 EYLÜL ASKERİ HAREKATI YAPILIYOR

           Türkiye de ki anarşik ve bölücü terör olaylarının iyice tırmanması sonucunda  12 Eylül 1980 Cuma günü  saat 0.1 sularında  başlayan Askeri Harekat yapıldı. T.B.M.M, Hükümet,Siyasi Partiler,Dernek ve sendikalar kapatıldı.

          Devlet yönetimine el koyan Milli Güvenlik Konseyi adlı  5 kişilik  Kuvvet Komutanlarından meydana gelen yönetim kadrosu Kurduğu Hükümet Başkanlığına  emekli Oramiral Sayın Bülent Ulusoy’u  atadı. Başbakanlık Müsteşarlığı’na da Vali Necdet Calp’ı atadılar.Tüm bürokratik kadro yeni yönetimin ilke ve emirleri doğrultusunda  hareket ediyor du.Tüm Başbakanlık müşavirleri ,üst yönetim bürokratları Başbakanlık dışında Orman Bakanlığı arkasında ki bir binaya toplandık. Oradan bazılarımız göreve çağrıldık. Bazılarımız çeşitli bakanlıklara dağıtıldı,bazı arkadaşlarımızda emekliye sevk edildi.

          Ben, 12 Eylül 1980  Harekatı sonrasında  Başbakanlık Halkla İlişkiler dairesi Başkanlı ğı bünyesinde yer alan ve vatandaştan gelen  istek ve şikayetleri,ihbar ve bilgilendirmeleri değerlendiren birime  Raportör olarak  görevlendirildim. 2 ay sonrada kadromda bu birime verildi. . Her gün 2750 nin üzerinde çeşitli konuları içeren dilek ve şikayetler geliyordu.      

          Bunları Makamın emirleri doğrultusunda değerlendirip gereğini yapıyorduk.Ancak burada ki bazı asılsız ve kasıtlı şikayetlere  yönelik olarak  sert tavırlar aldığımdan  yönetimle aramda soğuk rüzgarlar esmeye başladı.Fakat  yıllardan bu yana  askerlerle iç içe çalıştığım ve tanınan birisi olduğum için  çekinmiyordum. Cesurca hareket edebiliyordum.

Bu sırada  çok sevdiğim   eski Bakanlarımızdan  Sayın Ali Naili Erdem ,Yavuz Donat aracılı ğı ile benim bu birimde yer aldığı öğrenmişti. “Yavuz Donat” aracılığı ile beni” Tercuman Gazetesinin Akajans” adlı haber ajansının  Meclisin karşısında bulunan ofisine davet ettiler. Davete icabet ederek gittim. Ve bana gelen ihbarların hangi mahiyette olduğunu,nelerin yapıldığını sordular. Bende kendilerine ”bilgi veremeyeceğimi,ancak istatistiki olarak % 67 iş isteme,%13 galiz küfürler içeren  mektuplar, % 17 Lider ve üst yönetim bürokratlarını şikayet %3 de vatandaşın kişisel çeşitli sorunlara ilişkin mektuplar geliyor”diye ifade ettim.Tabi bura- da hata yaptım ve verdiğim rakamlar gerçek istatistiki rakamlardı.O’da sayın A.Naili Erdem’e verdiğim değerden dolayı ağzımdan kaçırdım .”Yavuz Donat” bunu ertesi günü “VİTRİN” adlı  köşesinde kendi yazı dili ile yayınladı. Konsey hemen değerlendirme yapıyor ilgililere emir veriyorlar ve bu bilgiyi  benim verebileceğim kanaatine varıyorlar.Ayrıca Emekli Korg.

Faruk Güventürk Paşayı Sayın  Suleyman Demirel’in evine götürdüm.Orada uzun sure konuşuldu. Ve  Sayın Güventürk Paşa Sayın Demirel’e  bağlılığını  Kenan Evren Paşaya olan kızgınlığını  dile getirdi. Bu hareketlerim de bardağı taşırmış olacak ki  Başbakanlığın teklifi, ”Milli Güvenlik Konseyinin onayı” ile yani ”org.Kenan Evrenin” imzası ile bu görevden  ve Başbakanlık Müşavirliği kadrosundan  alınarak  önce  6. derece de raportorluk kadrosuna verildim.Oradan da 9.Derece bir kadro ile ”Kültür ve Turizm Bakanlığı Tetkik Kurulu Dairesi Başkanlığı” emrine  tayin edildim. Yani hakkı müktesebim olan 3. derece ve  +50 göstergeli yasal kadromdan alınıp  6 derece aşağıda bir kadroya atandım. Milli Güvenlik Konseyi  beş kişilk bir kadro.Canlarının istediği kararı alarak kanun şeklinde icraya koyuyorlar. Ve Kanun adı ile yayınladıkları bir karar gereğince de  yaptıkları hiçbir icraat  hakkında  yasal hakkını arayıp,dava açamıyorsun.Bu nedenle dava da açamadık ve  uğradığımız mağduriyete eyvallah diyerek göreve başladım.

         Ben tepkilerimi  söylemlerimle  açıkça  ortaya  koyunca  buradan da alınarak Turizm Geliştirme Kooperatifleri Dairesi Başkanlığına Eğitim Şube Müdürü Vekili olarak atadılar.   Bu dairenin Başkanı Gümrük Bakanlığı  Müşaviri  yakın dostum ve arkadaşım  sevgili Mesut Adalılar’ın eşi  Sayın Ayça Adalılar idi. Ayça Adalılar aynı zamanda  Trabzonlu hemşehrimdi Ayça Adalıların  destekleriyle bu dairede görev yaparken“Turizm Geliştirme Vakfını”kurduk. Daha doğrusu kuran,organize eden bendim.Daire Başkanı  bu işe mesai vermem hususunda destek verdiler.ZiraVakfın kuruluş ve teşekkülünü sağlayan, senedini hazırlayan benim.Vakıf senedini yakın dostum olan  Hukukçulara incelettim,Mazbut Vakıf, Mülhak  Vakıf ve Yeni vakıflar hakkında yeterli bilgim olmasına karşın  Sıkıyönetimden de izin almak gerektiği için Hakim Ali Özbek adlı  dostuma  Senedi incelettim ve sonuçta Sıkıyönetimden izin alarak Mahkeme kararı,Noter tasdiki ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tescil etmesi ile Vakfın kurulmasını sağladık.Vakıf merkezi olarak Ankara TED Koleji  yanında bulunan  bana ait bir ofisi  kullandık.Kurucu  Yönetim Kurulu üyesi ve Vakıf Genel Müdürü  olarak çalışmalarımı-za başladık. Atatürk’ün doğumunun  100. yılı münasebetiyle yayınlanan kitaplarımdan 500 adet kitabı da  vakfa bağışladım. Büro eşyalarını ve vakıf senedinde yazılı olan nakit bağışı da yaparak vakfın  ayni ve nakti varlığının oluşmasını sağladım.Birde Turizm geliştirme koopera tifini kurarak  Marmaris Kumlubük koyunda çadır işletmeciliğini yapmayı gerçekleştirdik.

           Bu çalışmaları yaparken de bir taraftan da yeniden demokratik hayata dönülmesi çalış malarına katılıyordum. Bu nedenle  Adalet Partisi kadrolarının yeniden partilileşmek için kurmaya çalıştıkları ve sonradan “BÜYÜK TÜRKİYE PARTİSİ “adını alan partinin çalışma- larını sürdüren Refaeddin Şahin,Mehmet Gölhan Gurubunda çalışmalarımı sürdürüyordum.   Sonuçta 82 Anayasasının kabulünü muteakkiben siyasi partilerin yeniden kurulmaları sağla nınca  Ankarada ki çalışma grubu İstanbul da çalışmalarını yürüten Hüsamettin Cindoruk  grubu ile birleşerek E.Org.Ali Fethi Esener paşanın  liderliğinde kurulan Büyük Türkiye Partisinin  Akay yokuşunda ki Genel Merkezine ilk Türk Bayrağı ve Atatürk Resmini ben astım.

           B.T.P çiğ gibi büyüyordu.Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı,yani Kenan Evren bundan rahatsızlık duyuyordu. Konsey,E.org.Turgut Suanl Paşanın  kurduğu,daha doğrusu Konsey üyelerinin açık desteği ile kurdurulan Milliyetçi  Demokrasi Partisinin  iktidar olmasını,onun büyüyüp gelişmesini istiyordu.Ancak Turgut Sunal Paşa halk tarafından,yani bizim  fikriyatımızda olan samimi ve kararlı ,inançlı Atatürk  Milliyetçisi kadrolarca da çok sevilmesine karşın bu  özelliği nedeni ile bizleri şemsiyesi altına alamamıştı.

           B.T.P sine, eski Adalet Partisi Milletvekillerinin akın akın gelerek kayıt yaptırmaların dan rahatsızlık duyan  Kenan Evren  B.T.P sini kapattırdı. Bizm kadro yeniden harekete geçti. Başbakanlık da beraber çalıştığımız  ve bir ara Tarım Bakanlığı da yapmış olan Başbakanlık Müşaviri Sayın Ahmet Nusret Tuna’nın lider liğinde güç birliği yapan dava arkadaşları, başta  Gazeteci Mehmet Muhsinoğlu,Mehmet Dülger, Hamdi Üçpınarlar,Özden Özbülüm,Av. Altan Savacı, Adnan Tufan gibi arkadaşlar başta olmak üzere Çankaya yokuşunda kiralanan bir dairede  Doğru Yol Partisi’nin kuruluş çalışmalarına başlandı. Birçok kurucu isim Konseyce veto edildikten sonra nihayet sayı tamamlanarak parti kuruldu. Eğer Av. Altan savacı da veto edilseydi sırada kurucu olarak ben yer alacaktım. Sayın Savacı onanınca ben kaldım.

           I983 yılında yapılan seçimlere  Milli Güvenlik Konsey Başkanlığı  Doğru Yol Partisini  engelleyerek sokmadı.Oyların Turgut Sunalp’a verilmesini İsteyen  Kenan Evren Televizyon da yaptığı bir konuşma nedeni ile seçmen Sayın Demirel’in de Müsteşarı olması hasebiyle Anavatan Partisini kuran Turgut Özal’a oy vererek onu tek başına iktidar yaptı.

           Bir yandan da  Büyükelçi Baha Vefa Karatay’ın Genel Başkanlığını yaptığı Kemalist Atılım Birliğinin Ankara İl Teşkilatının  kurucu Yönetim Kurulu üyesi oradaki aktif görevime devam ediyordum.Sonra  bu Derneğin Genel Başkanlığına çok değerli dostum ve meslektaşım Sami Ateş’i getirdik.

           1984 de yapılan Mahalli seçimlerde  Çankaya Belediye Meclis üyesi adayı olarak D.Y.P den aday oldum ve Kültür ve Turizm Bakanlığından istifa ettim.

           Anavatan partisinin tutumunun da Konseyden hiç farksız olduğunu görünce ben memuriyete geriye dönmedim. Çünkü Anavatan partisi  Adalet Partili seçmenlerin  oylarıyla iktidar olmuştu.Doğru yol partisine seçimlere katılma izni verilmeyince biz Türkiye genelinde oylarımızı Anavatan partisine vermiştik.Ancak sayın Özal iktidar olunca Sayın Demirel’e yakınlığı ve bağlılığı olan bürokratları pasifize etmeye başlamasıyla  Onunda  Sayın Demirel Ve kadrolarına  vefasızlık ederek  onları saf dışı etmeye özen göstermesi bizi Ana VatanPartisinden uzaklaştırdı.

           Bülent Ulusu Hükümeti tarafından başlatılan  revize ve yeniliklere açılım proğramları Özal Hükümeti  tarafından da devam ettirilince,hatta dahada  şeffaflaştırılınca piyasada hareketlilik arttı.Turizm Teşvik yasası,uyuyan ekonomik kaynakların uyanık hale getirilmesi,yani Milli Emlak envanteri içerisinde yer alan ve Kamuya ait gayrimenkul değerler özel sektör tarafından ekonomiye kazandırılabilmesini sağlayıcı yeni düzenlemeler ve teşvik tedbirleri icraya kondu.Keza Bülent Ulusu Hükümeti zamanında hazırlanan  Renkli Televizyon,Telekomünikasyon,haberleşme,iletişim teknolojisinin  çağa uygun hale getirilmesi ve Hazine arazilerinin yatırımcılara  tahsisen kiraya verilmesi gibi projeler Özal Hükümeti döneminde daha şeffaf hale getirlmesi,ayrıca Türk Parasının kıymetini koruma yasasında yapılan değişiklikler,ithalat be ihracat mevzuatlarının  içinde saklı olan yasakların kaldırılması,Gümrük mevzuatlarıyla ilgili yeni kolaylaştırıcı yasaların  yürürlüğe girmesiyle  özel sektörde bir canlılık,bir atağa kalkma olgusu meydana geldi.

           Yatırımcı  hareketlenince bizim üst yönetim bürokratları da hareketlendi.Çünkü yatırımcı Teşvik alacak,teşfiğe bağlı kredi kullanacak,tüm bunların işlemleri Ankaradan yürüyordu.Bu nedenle  Konsey zamanında  emekliye ayrılan veya küstürülen veya benim gibi mağdur edilen  yetişmiş uzman arkadaşlar,bürokraside hala göreve devam eden  kadrolarla yakın işbirliği sağlayarak  bürolar kurma yoluna gittiler.Ankara da Müsteşar,Müşavir,Genel Müdür,Bakan,Milletvekili  dostlarımız onlarca büro açarak özel sektör danışmanlıkları yapmaya başladılar.Birde bu arada bir Bankerlik füryası başladı. Çaycılar, odacılar, Terziler, Emlakçılar  herkes bankerlik yapıyor, küçük birikimi olanların paralarını yüzde  on aylık faizle alıyor,piyasaya yüzde onbeş-yirmi faizle  satıyorlardı.Tabii ki bu fürya kısa zürede sona erdi ve çok kişiler mağdur edildi.Piyasa tıkandı. Bu kez  mağdur olanlar,yani parasını kaptıran lar,bunun içinde yüksek rütbeli asker ve sivil bürokratlar da var.Bu kez bu kabil kimseler işsiz güçsüz kalan ,mağdur edilen  Ülkücü Gençlik olarak tanınan  yürekli,gözü kara  kimseleri bularak  batan paralarının,ödenmeyen çek ve senetlerinin tahsil edilmesini sağlayabilmeleri işinin bataklığına sokuldular. Aslında  çek senet  mafyası tanımıyla alınan olgunun yaratıcıları ve buna sebebiyet verenler bu kirliliklerden sorumludurlar. Burada eğer bir utanılacak durum varsa onlar utanmalıdırlar.Ben de eşim emeklı oldu ve ikramiyesini Banker eliyle tamamını kayıp etti. Hem de salt üç ay faiz alabildi. Üç ay sonra Maliye Bakanlığı hesap uzmanlığından ayrılarak Bankerlik yapan bu şahsın Bankerlik ofisi  eliyle battı. Ben niçin bu yola baş vurma dım. Ki o şahsı param parça edecek ölçekte yakın dostlarım ve beni seven sağlam arkadaşlar- ım vardı. Paraları kurtulunca iyi idiler de şimd mi kötü oldular.Doğruları söylemek, doğruları ortaya koymak dürüstlüğünü,dürüst geçinenler açık yüreklilikle ortaya koymalıdırlar.Zira bu

Yanar-dönerleri tarih  zaten affetmeyecek ve doğrular  birgün böyle ici taneleri gibi ortaya konacaktır.Zira “Kirliliklerin Anatomisi” adlı eserde bunların tamamına yakını yer almakta dır.

           Ben basın hayatına geri döndüm. Beka Haberler Ajansını kurdum.Sayın Demirel’e takılan ada izafeten Bilpa,Bilen pazarlama ve müşavirlik diye birde ofis açtım. Orada  yatırımcılara danışmanlık hizmetleri vermeye başladım.Çok kısa zamanda   50 nin üzerinde

Yatırımcının  vekili sıfatiyle,yetkili  müşavir olarak hizmet yürüttüm.Evimi aldım. Arabamı aldım. Evimin tüm eşyalarını yeniledim. Ve gelecekte ki siyasi çalışmalarıma yönelik olarak birikimlerde bulundum.

           Bu kabil çalışmalarımı yürütürken diğer taraftanda  Anavatan Partisinden Milletvekili seçilen  eski Adalet Partili olan  Sayın Nevzat Bıyıklı ve Dr. Abdullah Nejat Resuloğlu’nun  başkanlığında  Siyasi parti liderlerine konan yasakların kalkması için komiteler kurarak çalışmalara başladık.Haci Ali Demirel’in okulunda ve benim Menekşe sokakta ki büromda toplanarak konuşmalar yapıyor, kamu oyu yaratmaya çalışıyorduk. Demirel için yazdığım destanı okuyarak onun yaptığı hizmetleri dile  getiriyorduk.Bir yandan da umumi vekili bulunduğum  yatırımcıların  Ankara da ki işlerini yürütüyordum. Yayın hayatını devam ettiriyordum.

                      Konsey zamanında başlayan  iş takipçiliği  Anap döneminde  çok daha büyüyerek  her tarafa kök salmıştı.Bürokratik kadrolarda ki uzman,teknokrat,yetkili ve ita amiri  pozis yonunda olan  şahıs ve makamların  aldıkları paraların adı müşavirlik hizmetleri adını almıştı. Zaten Özal Hükümeti,”yeminli mali müşavirlik müessesini” kurmak zorunda kalmış ve bu teşkilatı kurarak  teşvikli yatırımcılara ödenecek paraların hak ediş dosyalarının tanzim yetkisini bunlara vererek bürokratik kadrodan bu sorumluluğu almıştı. Yani soyuşlama işinin kirliliğini resmi dairelerden alarak  dışarı özel sektöre yüklemişti. Bu operasyon işi kolaylaştır mıştı ancak yatırımcıya yeni yük getirmişti. Çünkü mali müşavir bu işi  para karşılığında yapı yordu. Dolayısı ile yatırımcının Ankarada ödediği  müşavirlik hizmetlerinin üzerine  mali müşavirin ücreti de eklenmişti.Çünkü mali müşavirin düzenlediği evrak uzaya mı gidecekti. Yine aynı bürokratik çarkın içinde işlem görecekti. Peki mali müşavirin  düzenlediği evrakı incelemek veya onaylamak durumunda ki bürokrat veya teknokrat kör veya aptal mkı? Mali müşavirin hiç kazma vurulmamış bir projeyi  yarısı yapılmış,hatta bitmiş olarak gösterdiği hayali evrakları gözü kapalı mı imzalayacaktı.Hamam değişmişti ama tellak aynı tellaktı. Bu sistem,bu uygulama  birkaç bankanın batmasına,yerine yeniden kurulan  malum bankanında kısa zamanda  eforunu tüketmesine neden olmuştu.

            Tabii ki Banka Genel Müdürleri eliyle  şirketlere ve yeni oluşumlara,yerden mantar gibi çıkan yeni iş adamlarına  büyük ölçekte krediler verilirken takip edilecek yol ve kadrolar başka idi. Papatyalar her tarafta çiçek çiçek açmış ve baş papatyanın  bahçesinde yer alan  bir

Muhteremde yurtdışından ithal ettiği kendine bağlı mevi şahsına münhasır çiçeklerini  önemli Bankaların baş vitrinlerine yerleştirmişti.Sonra bu çiçeklerin çoğu  kısa zamanda bozulmaya, kokmaya,çürümeye başlayınca,Onurlu ve saygın  Yargı organlarının  kararıyla bu ulusal vitrinlerden alınarak hak ettikleri  yere kondular.Ama  pek çiçek sever dostlar yinede bunlara karşı ilgisiz kalmadı.Bu siyasi botanik bahçesi böylesine  renkli ve hayat sürerken  siyasi  süreçler,zamanlarda  vurguncu,soyguncu ve hayali ihracatçılar gibi gün geçtikçe ilerliyordu.

             ANKARA MAMAK SEÇİM BÖLGESİNDEN MİLLETVEKİLİ ADAYI OLARAK SEÇİMLERE KATILIYORUM...

             Gün geldi 1987 yılı Milletvekili Genel seçimlerinde Ankara Mamak  seçim çevresinden  D.Y.P Milletvekili adayı olarak seçimlere katıldım. Az bir farkla  seçimi Anavatan partisine kaptırdık. Zira çok  fazla ölçekte  menfaat dağıtıldı.Buna karşın az bir farkla  seçimi kayıp ettik.Eğer kazansaydım inanın ki tüm pislikleri, yolsuzlukları, soygunları, içi çok kirli olan ve hala kirlilik  boyutları açılmayan,  ellenmeyen,dokunulmayan tüm dosyaları tüm akrörleriyle açıklayacak ve bunun mücadelesini verecektim. Kimse bir şey bir yere kaçıramazdı çünkü  yer ve adreslerini,kişi,kurum,makam ve mevkilerle tek tek biliyor dum. Zaten çok sevilmem,çok takdir edilmeme karşın benden çekinmenin sebebi de buydu. Benim her şeyi Basın veya Sayın Demirel’e taşıyacağımdan endişe ediliyordu.Basına sadece Anap tarafından  tahsis edilen 110 bin kişilik kadronun nasıl ve kimlere dağıtıldığını, sakınca larını taşıdım.Çünkü bu çok hayati bir konu idi. Sayın Demire’e ve Basına bunu taşıyamazdım çünkü Sayın Demirelin de çok yakın çevresinde bu bataklığa düşen,tüm çamurları üzerinde sızım-sızım akan  zat ve zevatlar vardı. Sayın Demirel’in  tepkisini çekmeye hiç niyetim yoktu. Eğer o da gerçeği bilse o zaman beni anlımdan öperdi ama   gerçekleri kabül ettirmekte o kadar kolay değildi. Çünkü etrafına çöreklenen  ihanet ve menfaat konsersuyumu içerisinde yer alan  bazı şahısların bulunması beni bu girişimimden alı koydu.Sayın Demirel’e gerçek manada sadık olan ve hizmet veren bendim. Aba bu hizmetlerimi onun itibar ettiği yakın mesaisinde bulunan ve benimde çok güvendiğim  şahsiyetler eliyle yapıyordum. Zira  onun  gözünde ispiyoncu durumuna düşmek istemezdim. Zaten yeteri kadar ispiyoncuları vardı.Ne yazık ki o ispiyoncular da sayın Demirel’değil kendi zeminlerine hizmet ediyorlardı. Ben Sayın Demirel’e olan sadakat ve bağlılığımdan dolayı  makam ve mevkilerimi feda ettim. Hatta Anavatan  Partisi’nin Yeni Mahalle den Milletvekili yaparak,Devlet Bakanlığı verme teklifini reddettim. Buna şahit halen Ankarada ikamet eden bir Özel Kalem Müdürü arkadaşım,eğer ölmedi ise,inşallah ölmemiştir, Ana Vatan Partisinin  çekirdek kadrosunda yer Alan  ve benimde çok sevdiğim,değer verdiğim hemşehrim  İsmail Saruhan bunun şahididir.

             I987 Seçimlerinden sonra  “GÜÇLÜ TÜRKİYE” alı mevkuteyi yayın hayatına geçir dim. Gazeteye Anap kadroları da ilgi göstermesine karşın ben gazeteyi DYP ağırlıklı olarak  yayın hayatına devam etmesini istedim. Zira  DYP nin kadrolarının,yani Adalet partisinin sırtından köşeyi dönenler artık bu kadrolardan uzak duruyorlardı. Bende bu nedenle DYP nin sesi olma yolunu seçmiştim.Bir yandan gazetemi yayınlıyor,diğer yandanda  özel sektör müşavirliği hizmetlerini yürütüyordum.

             1991 yılında  yine DYP den  Ankara Milletvekili adayı olarak  seçimlere katıldım. Ancak yine seçimleri kayıp ettik.

             Ben Bürokrasiye geriye dönmeye karar verdim. Başbakanlığa baş vuruda bulundum.

             Devlet Bakanlarıyla görüştüm. Bu arada Başbakanlık Müşaviri dostum ve daha önce beraber çalıştığım Seyhun Tunaşar,”sen bu aşamadan sonra gelip bir zamanlar senin odana randevu ile girme durumunda olanların içinde müşavirlik yapacağına  Kitlerde Yönetim Kurulu  üyeliklerini al ve kendi işini de yürüt gelecek seçimlere kendini hazırla şansın çok yüksek,sevilen,çevresi olan  yetişmiş adamsın” dedi. Bu benimde düşünceme yatkın bir öneriydi.Ancak  itibarımın iade edilmesi gerekiyordu.Parlamentoya giren arkadaşlarımda bu anlamda düşünüyor ve benim Başbakanlığa geriye dönmemi istiyorlardı. Bu nedenle de Başba kanlık da “ Bakanlıklar arası Koordinasyon işlerini yürütecek olan bir danışmanlık biriminin ihdas edilmesini,bu birimin başına da benim gelmemi istediklerini beyan ediyorlardı.Bu konu da beni çok destekleyenlerin olmasına karşın istemeyenler de vardı.Hatta bu konuda yazılacak olan kararnamemin  Cumhurbaşkanı Özal tarafından onaylamamsını isteyenlerde  teyaküz du- rumuna geçmişlerdi. Ben bu kadro içerisinde yer alan bir Bakana  kendi  makamında ve kendi yakınları nezdinde  en ağır ve en açık bir şekilde küfrettim.

             Bu küfrettiğim şahıs kabinenin as bakanı ve sayın Başbakanında en yakınında yer alan birisiydi. Ama tabanda ve teşkilatta hiç sevilmeyen biri  idi.Ne yazık ki bu zatta kontenjandan  milletvekili oldu ve Sayın Demirel’in de daima yakın çevresinde yer aldı. Fakat Anap kadrolarının da en içinde yer alıyordu.

             KALP KRİZİ GEÇİRİYORUM

             Bu hırs nedeniyle 2 gün sonra kalp krizi geçirdim. Çünkü bu şahsı vurmayı dahi düşündüm. Eğer o gün zaten karşıma çıksaydı kesin olarak vururdum. Çünkü o makamlar önce benim hakkımdı.Mücadele eden bendim. Yasakların kalkması için yaptığımız çalışma ları hiçbir babayiğit göğüsleyemezdi. Konseye,askeri